Hoşgeldiniz

Heves, Heyecan, Hareket, Himmet

Çalışmanın Önemi, Tembelliğin Zararları

Geri

Çalışmanın önemi, tembelliğin zararları

[Herkese Lazım olan İman kitabı 371.sahife] Allahü teâlâ insanları yarattı. Her insanın saadet içinde, mes’ûd yaşamasını istediğini bildirdi. (Mes’ûd olmak), rahat, üzüntüsüz yaşamak demektir. Her insan da mes’ûd olmağı istemektedir. Yaratan da yaratılan da aynı şeyi istemekte olduğu halde, mes’ûd olan kimse pek azdır. Çünkü, Allahü teâlâ herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Allahü teâlâdan birşey istemek, yâ kavil ile, söz ile olur. Yahut fiil ile olur. Kavil ile istemek, dua etmektir. Bir şeyi fiil ile istemek, bu şeyi meydana getiren sebebi yapmaktır. Çalışmak, sebebe yapışmak demektir. Çalışmıyan, tembel oturan, sebebe yapışmamış olur. Allahü teâlâ tembele bir şey vermez. (Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ: İnsan ancak çalışdığı şeye kavuşur) âyet-i kerimesi sözümüzün vesîkasıdır. Kafirler, Allahü teâlâya inanmadıkları için, kavil ile istemiyorlar. Dua etmiyorlar. Sebeplerin te’sîrini gördükleri için, yalnız fiil ile istiyorlar. Sebeplere yapışıyorlar. Allahü teâlâ da, onların bu isteklerini kabul ederek, istediklerini yaratıyor, veriyor.

İslam alimleri buyuruyor ki; Çalışan insan Allah’ın sevgili kuludur ve mutludur. Tembellik kadar kötü huy yoktur. Peygamberimiz bir yerden geçiyordu “aleyhissalatü vesselam.” Bir mümin gördü, ona selam vermeden geçti, gitti. Dönüşte aynı mümin bir şeylerle uğraşıyordu, gitti ona selam verdi. Dediler ya Resulallah, biraz evvel aynı yerden geçtiniz. Bu adama, bu Müslümana selam vermeden gittiniz. Dönüşte aynı kişiye selam verdiniz. Hikmeti nedir acaba? Buyurdu ki, ben oraya giderken bu adam boş duruyordu. Boş durana ben niye selam vereyim? Allah’ın sevmediği kuluna ben niye selam vereyim? Çünkü boş duranı Allah sevmez. Ama dönüşte baktım ki bir şeylerle uğraşıyor. Çalışkan insanı Allah sever. Ben de onun için selam verdim. Onun için bu din (el-kasibu habibullah) dinidir. Yani kesbeden, çalışan, uğraşan insanlar Allahın sevgilisidir. (El-kasibu habibullah.)

Aşçı demek yemek pişirmesini bilmeyen adam demektir. O halde her gün öğrenmesi lazım. Öğrenmesi için her gün sorması lazım. Doktor demek ben doktorluktan anlamam demektir. Anladığı anda on para etmez. O çünkü durur orda. Saat durduğu zaman kimse bakmaz. O halde tıbba ait hep bir şey öğrenmesi lazım. Sorması, mutlaka bir şey ilave etmesi lazım. Mübarekler buyurdular ki, (çalışmak, çalışkan olmak Allahü teala’nın rızasına uygundur. Allahü teala çalışana veririm diyor. Bu müslüman, hıristiyan, dinli, dinsiz hiç fark etmez) buyurdular.

Allahü teâlâ dünyada müminlere ve kafirlere, herkesin çalışmasına ve iyiliklerine karşılığını vermektedir fakat kafirlerin çalışmalarının karşılığı sadece dünyada olmaktadır, ahirette ellerine Cehennem ateşinden başka bir şey geçmeyecektir. Halbuki Müslümanların çalışmaları hem bu dünyalarına hem de ahiretlerine yaramakta yani çalışkan Müslüman iki cihanda da kazançlı çıkmaktadır.

İlmihalin ve birçok eserin müellifi olan Mübareklerin yaşlılıktan dolayı yazarken elleri titriyordu. “Efendim artık çok yaşlandınız. Hani biraz istirahat etseniz” denildiğinde “Kardeşim buyurdular, İslamiyet’te emeklilik yoktur. İnsan musalla taşında emekli olur buyurdular. Ne demek emeklilik buyurdular. Doğdun öleceksin. Hayat bu. Aklın başında olduğu müddetçe, işe yaradığın müddetçe bir iş yapacaksın.”

Yine buyurdular ki; iki hastalık adamı götürür. Biri küfür, biri tembellik. Çok fena. Küfrün ilacı buyuruyorlar kelime-i şehadet, kelime-i tevhid. Tamam. Peki tembelliğin? Namaz buyurdular. Namaz kılan tembel olamaz. Şu güzel tarife bakın. Namaz kıldı mı zaten çalışkanlar sınıfına giriyor.

Herkese Lazım olan İman kitabında medenî insan şöyle tarif edilmektedir [361-362.sahife];

Medenî bir insan, her şeyden önce güzel ahlaklı, dürüst ve çalışkandır. Önce din terbiyesi almış, fen bilgilerini de öğrenmiştir. Sözü özü doğrudur. İşlerini son derece dikkat ile başından sonuna kadar ta’kîb eder. Gerekirse, iş saatinden fazla çalışmaktan hiç çekinmez. Böyle çalışmaktan, iş görmekten zevk alır. Yaşlansa bile, kolay kolay işinden ayrılmaz. Memleketinin kanunlarını son derecede sayar. Âmirlerine itaat eder. Kanun dışı hiçbir iş yapmaz. Dininin emir ve yasaklarına titizlikle uyar. İbadetlerini aslâ terk etmez. Çocuklarının imanlı, ahlaklı yetişmelerine çok ehemmiyet verir. Onları kötü arkadaşlardan, zararlı yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildiği için, her işini dakîkası dakîkasına yapar. Vaadine sâdık olur. Din ve dünya vazîfelerini bitirmeden içi rahat etmez. Bir işi tesvîf etmek [yarına bırakmak] şöyle dursun, yarın yapılacak bir işi bugün yapar. Ecdadımızın bu meziyetlerine sahip olursak, maddî ve ma’nevî yükselir, her işimizde muvaffak olur. Rabbimizin rızâsını kazanırız.

Biz, şimdi ne yapıyoruz? Her şeyden evvel tembeliz. Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ehemmiyet vermiyoruz. Zevkimize düşkünüz. Bir işe başladıktan biraz sonra gevşiyoruz. [Bulgarlar (Bir işe Türk gibi başlamalı, Bulgar gibi bitirmeli) derler.] Çabuk yoruluyoruz, (adam sen de)ciyiz. Bir binâ yaparız, ta’mirine üşeniriz. Memleketimizdeki, dedelerimizden kalma, mu’azzam sanat eserleri bakımsızlık ve tamirsizlikten dolayı harap olmaktadır. Az çalışıp çok kazanmak isteriz. İşte bu korkunç arzu, işçilerimizi greve, fakat daha fenası birçok gençleri zararlı yollara sürüklemektedir. Kendi kötü emelleri için, bu zavallılara para, menfaat sağlayan yurt dışındaki hainler ve onların tuzağına düşmüş olan içimizdeki soysuzlar, bunları sabotajlarda, adam öldürmekte kullanmaktadır. Kolay para bulan bu zavallılar, iş yapmak yerine, kâtil olmağı seçmektedirler. Bunun yanında, lüzumsuz kan da’vâları, mezhepsizlik ceryânları da, bizi birbirimizden ayırmaktadır.

İngiliz casusunun itirafları kitabında İslamı yok edip unutdurmak gayesi ile hazırladıkları planın 14. maddesinde şöyle diyor: Müslümanların iktisâdları tahrîb edilecek, gelir kaynakları ve ziraat sâhaları bozdurulacak, su bendleri yıktırılacak, nehrler kurutulacak, insanlar namaz kılmaktan, çalışmaktan nefret ettirilecek ve tembellik yaygınlaşdırılacaktır. Tembeller için, oyun yerleri açılacak. Uyuşturucu madde, içki, yaygın bir hâle getirilecektir.

[Gençlerimiz arasında çalışkan olanlara inek, çalışmaya ineklemek denilerek tembelliği özendiren bir kültür empoze edilmek istenmektedir. Acaba bu durumun arkasında İngiliz casuslarının çalışmalarının rolü olabilir mi diye düşünmemizde fayda var.]

Büyüklerimiz buyuruyor ki; [dinimizislam.com]

Beş tane kurbağayı bir tepeye çıkarmak için bir oyun hazırlamışlar. Ve demişler ki, hangi kurbağa çıkarsa onu ödüllendireceğiz, ona mükafat vereceğiz. Kurbağalar da bunların lisanından anlıyor. Fakat bir tanesi, deli misin sen diyor, bir kurbağa öbür tarafa kadar gidemez diyor. Bunlar zaten tembel diyor. Başlıyor kötülemeğe. O kötüledikçe, kurbağalar yarıştan vazgeçiyorlar. Fakat bir tanesi inadına devam ediyor. Ne söyleseler o yarışa devam, tabii ötekiler elimine olunca, o bir tane olan tepeye çıktı. Dediler bu nasıl iş? Gidiyorlar o kurbağaya, sırrını soracaklar yani diğerlerinin moralinin bozulduğu halde, senin moralinin bozulmamasının sebebi ne? Senin bu yarışı bu kadar ısrarla devam etmenin sırrı ne, sebebi ne diye kendisiyle konuşacaklar. Bir şey söylüyorlar cevap bile vermiyor. Allah Allah diyorlar. Daha fazla bağırıyorlar, hiç aldırdığı yok. Kendini yırtacak gibi bağırıyor. O zaman ne diyorsunuz diyor. Meğer sağırmış. Bütün o moral bozucu lafların hiçbirini duymamış. Şimdi not: Aleyhinize olan şeyleri duymayın. Efendim sistemi kötüleyenlere itibar etmeyin. Herkes ne kadar kötülerse kötülesin siz yolunuza devam edin.

İslam ahlakı kitabında [31.sahife] şöyle deniliyor: Sebebine yapışmadan birşey beklemeğe (Temennî) denir. Sebebine yapışdıktan sonra, beklemeğe (Recâ) denir. Temennî, insanı tembelliğe götürür. Recâ ise, çalışmağa sebep olur. Nefsin sevdiği, istediği şeylere (Hevâ) denir. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir. (Nefsinden sakın dâim. Ona güvenme aslâ. Yetmiş şeytândan daha, fazla düşmandır sana) beyti, tâm yerinde söylenmiştir. Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvânî arzulardır. Hayvânî arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuları peşinde olduğu kadar, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamakta geri kalır.

Nefsini kontrol etmeye alışmamış insanlar tembel oluyor. Çünkü nefs yaratılışda iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tembellik etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ, bizlere, nefslerimizi, bu huyundan vaz geçirmeği, yanlış yoldan, doğru yola çevirmeği emir buyuruyor. Bu vazîfemizi başarabilmek için, onu ba’zan okşamamız, ba’zan zorlamamız ve ba’zan söz ile, ba’zan da iş ile, idâre etmemiz lazımdır [Kıyamet ve Ahiret nefs muhasebesi kısmı].

Bu vazifemizi yapmazsak nefsimizin esiri oluruz. Nefsinin esiri olan kişiler de sadece dünya rahatlıklarını düşünür, yani dünya adamı olur. Şumeyt bin Aclân hazretlerinin oğlu Ubeydullah buyurdu ki; Babam dünyâ adamlarını şöyle târif etti: "Dünyâya düşkün olanlar, akılları kısa ve ahmak olanlardır. Onların arzuları, yiyecekleri, şehvetleri ve kendilerini süslemeleridir. Onlar şöyle derler: Ne zaman sabah olacak? Sabah olsun ki, yiyelim, içelim, oynayalım. Ne zaman akşam olacak? Akşam olsa da uyusak. Onların geceleri pislik içerisindedir, günah işlerler. Gündüzleri ise tembeldirler."

Menakıb-ı cihar yâri güzin kitabında bildirilen hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: Yâ Ali! Tembeller için üç alamet olur. Allahü tebareke ve teâlâ hazretlerinin taatinde tembellik eder. Kusurlu amel eder. Ameli zâyi’ olur [boşa gider]. Namazı te’hîr eder. Hattâ vaktini de geçirir.

Yâ Ali! Ahmak olanın üç nişanı vardır: Allahü teâlâ hazretlerinin farzlarında tembellik eder. Abes sözleri çok söyler. Allahü teâlâ hazretlerinin mahluklarına eziyet eder.

Yâ Ali! Kötü amelli olanın üç alameti vardır: Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin emirlerini yapmakta tembellik eder [gevşek davranır]. Herkese ziyânı dokunur. Kendisine iyilik edene, kötülük eder.

Hazret-i Ali radıyallahü anh buyurdu ki: "Tembellik insanı vaktinden önce yıpratır."

"Tembelin alâmeti üçtür: Gevşektir, ihmalkârdır. Vakitlerini zâyi eder. Hattâ günaha bile girer."

Hazret-i Ömer'in radıyallahü anh bildirdiğine göre, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem); "Şu beş şeyden; tembellikten, cimrilikten, yaşlılığın kötülüğünden, kalbin fitnesinden ve kabir azâbından, Allahü teâlâya sığınırdı."

Abdullah ibni Abbâs'ın radıyallahü anhüma bildirdiği hadîs-i şerîfte, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kişinin namaza tembel olarak kalkması uygun değildir. Bilakis, namaza büyük bir rağbetle (arzu ve iştiyakla) ve pek sevinçli olarak kalkması gerekir. Çünkü o, Allahü teâlaya münâcaat halindedir. Allahü teâlâ onu bağışlar. Dua ettiği zaman duasına rağbet eder." Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle buyurduktan sonra, namaz kılmakta tembellik gösterenler hakkında; "Onlar namaza kalktıkları zaman, istemiye istemiye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allahü teâlâyı pek az hatıra getirir, anarlar." (Nisâ-142) mealindeki âyet-i kerîmeyi okudu.

Abdülkadir Geylani hazretleri buyurdu ki: Ey oğul! Tembel olma. Çünkü tembel kimse, devamlı mahrûm kalır. Pişmanlıktan kurtulamaz.

Burhâneddîn ez-Zernûcî hazretleri ise bu konuda şöyle buyuruyor: "Ey nefsim! Tembelliği ve gayret noksanlığını terk et! Gâyeden mahrûm olmak ve pişmanlıktan başka, tembellere verilen bir nasîb görmedim."

Evliyâdan birisi buyurdu ki: "Şu on şey, kimde bulunursa, Allahü teâlânın gazâbına vesîle olur: 1- Fakirlerde kibir, 2- Âlimlerde tama', 3- Kadınlarda hayâ azlığı, 4- İhtiyarlarda dünyâ sevgisi, 5- Gençlerde tembellik, 6- Sultanlarda zulüm, 7- Harbe gidenlerde korkaklık, 8- Zâhidlerde ucb, 9- Âbidlerde riyâ, 10- Zenginlerde cimrilik."

Ali bin Hüseyn Vâ'iz bin Ali Kâşifi hazretleri buyurdu ki: "İnsanlar ihmalkârlık ve tembelliklerinden dolayı; (yarın şu hayırlı işi işliyelim) derler. Düşünmezler ki, bugün, dünkü günün yarınıdır. Bugün ne işlediler ki, yarın ne işliyecekler?"

Hadis-i şerifte, (Tesvif eden [hayırlı iş yapmayı sonraya bırakan] helak olur) buyuruldu.

Tembelliğin ilacı

[Faideli Bilgiler 88.sahife] Cahillik ve tembellik gibi iki büyük düşman, akla ve dîne uymağa, hakkı bâtıldan, iyiyi kötüden ayırmamıza mani olmaktadır.

[Herkese Lazım olan İman 68.sahife] Tembellik, rûhu hasta yapar. İlâç yapılmazsa, rûh hastalanır, ölür. Küfrün ve cahilliğin biricik ilâcı, ilimdir, ma'rifettir. Tembelliğin ilâcı da, namaz kılmaktır ve emredilen ibâdetleri yapmaktır. Bir kimse, dünyâda zehir yer ve Allah rahîmdir. Zehirin zararından beni korur derse, hastalanır, ölür. İshâl olan, hind yağı içerse, (şeker hastası, tatlı ve hamur işi yerse), hastalıkları artar.

[dinimizislam.com] Tembellikten kurtulmak için, önce bunun kötülüğünü bilmeli, ondan sonra da tedavisine bakmalıdır. (İnsan, ancak çalıştığının faydasını görür) mealindeki âyet-i kerimeyi düşünmelidir. Resulullah efendimiz tembellikten Allahü teâlâya sığınmış, (Ya Rabbi, beni, tembellikten koru!) diye dua etmiştir. Tembelliğin ilacı, çalışkanlarla konuşmak, tembel, uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan haya etmek lazım geldiğini ve azabının şiddetli olduğunu düşünmektir. Dinini iyi bilen salih kimselerle görüşmelidir.

Bir insan bir işin kendisi için faydalı olacağına inanmadıkça, yeni bir şeyi kabul etmez, eski alışkanlığından da vazgeçemez. İyi işleri yapmaya kendini zorlayan, güzel huyları elde edebilir. Mesela hat kabiliyeti olan, hiç hat ile uğraşmazsa, gizli kabiliyeti meydana çıkmaz. Fakat bu sanatla uğraşmaya çalışırsa, güzel yazı yazabilir. Güzel huyları itiyat hâline getirmek, güzel huylu olmayı kolaylaştırır. Cimri bir kimse, hayır yapmayı, tanıdıklarına ziyafet vermeyi âdet hâline getirirse, cimrilikten kurtulması mümkündür. Alışkanlık hâline gelen küçük günah da büyük günah olabilir. Büyük günaha alışan da küfre düşebilir.

Eserleriyle meşhur İslâm âlimi İbni Hacer hazretlerini başarıya ulaştıran sebep sabırla, sebatla tahsiline devam edişi olmuştu. “Kafam ders almıyor, ben beceremem” diyerek medreseyi terk edip, köyüne dönerken uğradığı mağarada gördüğü hâdise, onu kamçılamıştı. Görmüştü ki, mağaranın tavanından sızmakta olan damlalar, alttaki taşa vurmaktaydı. O sert taş, zaman içinde su damlaları ile delinmişti. Bu, yumuşak su damlalarının sert kayaya karşı zaferi idi. Bunun üzerine İbni Hacer hazretleri, “Benim kafam taştan daha sert, daha kalın olamaz!” demiş, didinip çırpınmış, ilim öğrenmeye yeniden koyulmuştu. Ve nihâyet bu kararlılığı onu bir numaralı talebe hâline getirmiş, sonraları da ciltlerle eser vermesini te’min etmişti. Önemli olan devamlılıktır. Ba’zıları da bu konuda, “Kayaları eriten dalgaların büyüklüğü değil, devamlılığıdır” demişlerdir. Gerçek başarı istikrarla, devamlı çalışmakla elde edilir. Zekî bir öğrenci ile zekî olmayan bir öğrenci arasındaki farkı, zekî olmayan öğrencinin istikrarlı çalışması kapatabilir. Çalışılan bir iş üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmede, bir adım bile gerilememeli, yılgınlığın maskeli bir tembellik olduğu unutulmamalıdır. Zaten çalışma sevgisi de, güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hâsıl olan ma’nevî zevk, eşsiz bir zevktir. Harpte zafer, işinde başarı yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkânsız görünen, mümkün olur.

Devamlı ve ısrarlı bir şekilde çalışılmalıdır. Ve her gün aynı saatlerde behemahal çalışmaya oturulmalıdır. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etmemelidir. Hasta ve yorgun olmadıkça, tatil zamanlarında bile yavaş ve az da olsa çalışılmalıdır. Ki çalışma alışkanlığı körelmesin.

Timur Han’a bir gün, biri gelerek;

- Bu başarınızı neye borçlusunuz efendim? diye sordu.

Cevaben;

- Karıncaya borçluyum, dedi ve başından geçen şu hadiseyi anlattı.

Gençliğimde bir savaşa girmiştik. Aslında kuvvetliydik ama yenildik. Ordumuz perişan oldu. Her birimiz bir tarafa dağıldık. Moralim sıfırdı, bir duvar dibinde çöküp kaldım. Perişandım. Ne yapacağımı düşünüyordum ki, bir karınca ilişti gözüme. Baktım, ağzında koca bir buğday tanesi, duvara tırmanıyor. Ama başaramıyordu. Yarı yola kadar tırmanıyor, aşağı düşüyordu. Tekrar tırmanıyor, yine düşüyordu. Hiç yılmıyordu. Merak edip saydım. Tam yetmiş defa tırmandı. Hepsinde de aşağı yuvarlandı. Ama yılmadı. Sonunda başardı. Yetmiş defa düşmesine rağmen, vazgeçmedi hedefinden. Bu azmine hayran kaldım. İbret ve ders aldım.

İslâm büyükleri, ömürlerini en iyi şekilde değerlendirmişler, vakti hiç zâyi etmemişlerdir. Arkalarından bıraktıkları eserleri, bunun ispatıdır. Meselâ, İmâm-ı Gazâlî hazretleri, 55 yıllık kısa ömründe yazdığı kitaplar ömrüne bölündüğünde, bir gününe 18 sayfa düşmüştür.

Büyük âlim İbni Cevzî hazretleri, tefsîr, hadîs ve Hanbelî fıkıh ve tarih bilgilerinde derin âlim idi. İlim öğretme, kitap yazma ve fetvâ ile geçirdiği ömrünün tek ânını bile boşa geçirmemiş, bâzısı yirmi cildi bulan yüzden fazla eser vererek, kitap yazmadık hiçbir ilim dalı bırakmamış ve günde dört defter (forma) doldurmuştur. Bu ilimle dopdolu geçen ömrü sırasında, kıymetli eserlerini yazarken kullandığı kalemlerin yontulmasından ortaya çıkan talaşları biriktirmiş, vefâtında gasil suyunun ısıtılmasında, bunların kullanılmasını vasıyet etmiştir. İbni Cevzî hazretlerinin vefâtında vasıyeti yerine getirilmiş, bu talaşlar gasil suyunu ısıtmaya kâfi gelmiştir.

İslâm büyükleri, zamanın kıymetini bilmeyip çarşı-pazarda gezinen kimseleri, “Girdaba doğru giden bir geminin içinde, tehlikeden habersiz oturup, sohbet eden yolculara” benzetmişlerdir. Ve yine İslâm büyükleri, “Her işi vaktinde gör, her vakte bir iş düşür. Yarın deme, her yarın kendi yükünü taşır” buyurmaktadırlar.

Abdülhakîm Arvâsî hazretleri buyurdu ki: “Vakit insanı çeşitli eza ve cefa ile ezer. Zaman sınırlı olduğundan, onu çok iyi değerlendirmelidir. Bu kıymetli zaman kıymetli işlere sarfedilmeli. Vaktin hükmüne teslimiyet, kurtuluş ve rahata; ona itiraz ve direnmek de helâk ve meşakkate götürür. Çünkü Allahü teâlânın o anda olmasını emir buyurdukları takdîr ve kazânın mutlaka yerine geleceği, onun hâkimiyetinden kaçılamayacağı ve artık kul için sabır ve teslimiyetten başka hiçbir çâre bulunmadığı çok iyi anlaşılmalıdır.”

Tevekkül, iş yapmayıp tembel oturmak değildir

Hindistânda bulunan islam âlimlerinin büyüklerinden Muhammed Bâkîbillah hazretleri buyuruyor ki, (Tevekkül, sebeplere yapışmayıp, tembel oturmak değildir. Çünkü, böyle olmak, Allahü teâlâya karşı edepsizlik olur. Müslümanın, meşru olan bir sebebe yapışması lazımdır. Sebebe yapışdıkdan, çalışmağa başladıktan sonra tevekkül edilir. Yani istenilen şey, bunun hâsıl olmasına sebep olan şeyden beklenilmez. Çünkü, Allahü teâlâ sebebi, istenilen şeye kavuşdurmak için, bir kapı gibi yaratmıştır. Birşeyin hâsıl olmasına sebep olan işi yapmayıp da, sebepsiz olarak gelmesini beklemek, kapıyı kapayıp pencereden atılmasını istemeğe benzer ki, edepsizlik olur. Allahü teâlâ, ihtiyaçlarımıza kavuşmamız için kapıyı yaratmış ve açık bırakmıştır. Onu kapamamız doğru değildir. Bizim vazîfemiz kapıya gidip beklemektir. Sonrasını O bilir. Çok zaman kapıdan gönderir. Dilediği zaman da pencereden atarak verir). Bâkî-billahın bu sözü (Berekât) kitabında yazılıdır. Görülüyor ki, çalışmayıp, boş oturup, tevekkül ediyorum demek caiz değildir. Tasavvuf büyükleri, çalışmağa, sebebe yapışmağa başlayıp, bundan sonra tevekkül etmeli demişlerdir.

Hazret-i Ömer radıyallahü anh, boş olarak oturan bir topluluk görmüş ve kendilerine boş oturmalarının sebebini sormuştu. Onlar dediler ki: - Bizler, Allah’a tevekkül ediyoruz. Bunun üzerine onlara buyurdu ki:

- Hayır, sizler tevekkül etmiyorsunuz, hazır yiyicilersiniz! Tevekkül eden bir kimse, tarlasını nadas edip, tohum atan ve gerisini Allah’tan bekleyendir. Siz, başkasının sırtından geçinmeye hevesli tûfeyli gürûhusunuz! Dağılın karşımdan!

Tevekkül, müslümanlarda bir za’f değil, bir kuvvettir. Müslümanlar, dînimiz emrettiği için tevekkül ediyor. Tevekkülü emreden İslamiyet, tembelliği men’ etmektedir. (Allah yolunda, yani doğru yolda mücahede ediniz!) ve (Yükü en büyük olan insan, mümindir ki, hem dünyasını, hem de ahiretini düşünmekte ve ikisi için de çalışmaktadır.) mealindeki âyet-i kerimeler ve (Allahü teâlâ aczi, gevşekliği ma’zur görmez. Aklını ve zekânı kullanmalısın! İşin ehemmiyeti seni mağlûb edecek gibi olsa bile, Allahın yardımı bana yeter diyerek çalışmağa devam etmelisin!) hadis-i şerifi buna şahittir. (Deveni bağla ve cenâb-ı Hakka tevekkül et!) hadis-i şerifi, hem tevekkül etmek, hem de çalışmak lazım olduğunu açıkça bildiriyor. Yani, tevekkül, Allahdan yardım bekliyerek, güçlükleri yenmek demektir. Yoksa masonların dediği gibi, güçlükleri terk etmek değildir. İslam âlimleri islamiyetin bu emirlerini, her asırda, her memleketde söylemişler ve kitaplarında yazmışlardır.

Tevekkül, iş yapmayıp tembel olmak için değildir. Bir işe başlamak ve başlanan işi başarmak için tevekkül olunur. Güç bir işi başaramamak korkusunu gidermek için tevekkül olunur. (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) mealindeki âyet-i kerime, bu sözümüzü ispat etmektedir. Bu âyet-i kerime, tevekkül ile berâber, yalnız çalışmak değil, çalışmanın üstünde olan azm de lazım olduğunu gösteriyor. Demek ki, her müslüman çalışacak, azm edecek, sonra da Allahü teâlâya güvenecektir.

Dinde reformcular, insan nefsine güvenmelidir, diyor. Müslümanlar ise, insan yalnız Allaha güvenmelidir diyor. İslam düşmanları, tevekküle inanmadıklarından, tevekkülden alınan kuvvet ve cesâretin yerini boş bırakmamak için, nefse güvenmek kelimesi ile bu ihtiyâcı karşılamak zorunda kalıyorlar. Görülüyor ki, tevekkül, müslümanlar için lüzumsuz birşey değildir. Tevekkül edilecek, güvenilecek birşey lazımdır.

Başarılı olmanın yolları

(Kaynak: dinimizislam.com sitesi)

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’den tavsiyeler

Çalışma hayatının genel prensipleri:

Her işin ve mesleğin kendi bünyesine mahsus çalışma ve işleme usul ve kuralları vardır. Bunları meslek sahipleri bilir. Bir de, bedeni ve fikri her çeşit iş ve çalışma hayatının ve başarılı olmanın bazı genel ve gerçekçi kuralları vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

* Çalışmak için müsait vakit bekleme. Her zamanı çalışmak için müsait bil. Kendine göre müsait vakit beklersen, o hiçbir zaman gelmez.

* Çalışmak için müsait yer arama. Her yeri çalışmak için müsait bil. Kendine göre müsait yer beklersen, o yeri hiç bulamayabilirsin.

* Bir günde ve bir zamanda yapman gereken bir işi, bir dersi, bir vazifeyi [ibadeti] yarına erteleme. Çünkü her günün işi kendine yeter. [Hadis-i şerifte (Yarın yaparım diyenler helak oldu) buyuruluyor.]

* Bir zamanda yalnız tek bir işi yap, yalnız bir ders, bir kitap, hatta bir konu üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla işi yapayım diyen hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış, en büyük İslam âlimlerinden biri olan İmam-ı Gazali hazretlerine İhya-i Ulum adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar: “Bir zamanda yalnız bir konu, bir mesele üzerinde çalıştım” demiş.

* Başladığın bir işi bitirmeden başka bir işe başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.

* Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten sonra ertesi günü ne iş yapacağına karar ver, yahut hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.

* Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan önce düşün ve çalışman için gereken şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kağıt aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.

* Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil ve bütün ruhi ve bedeni kuvvetinle kendini işe ver, o işe konsantre ol. [İşi kendine düşman bil, sen onu güzel bitirmezsen, o seni kötü şekilde bitirir.]

* Bir işe başlamadan önce, o işi en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bir surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüt etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla. [Plansız programsız projesiz işe başlayana ahmak denmez mi? İslam âlimleri, (Doğru sebebe yapışan, doğru netice alır) buyuruyorlar.]

* Çalıştığın bir iş üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. İyi bil ki, yılgınlık maskeli bir tembelliktir. Yine bil ki, çalışma sevgisi, güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, savaşta zafer ve işte başarı yılmadan sabırla devam edenindir. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünenler imkanlı hâle gelir.

* İşinde rastladığın bir güçlüğü önce parçala. Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeye çalış. Bunun için, mesela, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım ve konularına ayır. Sıra ile konuyu iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür konuya geçme. [Aynısını zaten her gün yemek içmek de yapıyorsun. Lokma lokma yiyor, yudum yudum içiyorsun. Bir elma birden yutulur mu? Bunu iş hayatında da uygula.]

* Devamlı ve intizamlı çalış. Her gün aynı saatlerde çalışmaya otur. Çalışmayı uzun aralıklarla kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatiller de bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma alışkanlığın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.

* Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar. [Akan su pislik tutmaz, durgun su pislik tutar, hastalık yapar.]

* Çok düşün. İyi bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek ve okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyor demektir.

* Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak. [Faydalı çalışmak, vakti doldurmak değildir, vakti kıymetlendirmektir, yani, dünya ve ahirette faydasını göreceğimiz neticeleri elde etmektir.]

* Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük filozof İbni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitab-üş-şifa) sını, her gün, sabah namazından sonra Bağdat’taki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz filozofu Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her sene, bin, bin iki yüz sayfalık eser veren Fransız edibi Emil Zola’ya başarısının sırrını sormuşlar: Her gün yalnızca üç saat çalışır ve yazarım demiş.

* Sebat et, damlaya damlaya göl olur ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

*Bir işe, bir derse, bir kitaba başladığın zaman, telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren.

* İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden, bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.

* Gece yatağa girince, kendini hesaba çek, o gün ne yaptığına bak, yarın ne yapacağına karar vermeden uyuma.

* Her gün iyi bir eserden sesli olarak beş on sayfa oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme yeteneğin gelişir.

* Rastladığın hikmetli bazı güzel ifadeleri ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade haznen zenginler hem de hafızan kuvvetlenir.

* Çalıştığın bir dersin, bir kitabın konularını bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden özet halinde not et. Bir dersi, bir kitabı en iyi anlayıp öğrenmenin yolu, yazarak, not tutarak çalışmaktır.

* Bir dersten öğrendiğin, bir kitaptan okuduğun konuları arkadaşlarınla ezberden müzakere et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin sindirilmiş olur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve düşüncelerini açıkça ifade etme alışkanlığı kazanırsın.

* Dikkat et! Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.

* Okuduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı ve orijinal bir fikri -yerini ve sayfasını işaret ederek- not et. Bu suretle biriktirdiğin notları, bir dosyaya, bir fiş kutusuna sırası ile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.

* Bir konu hakkında bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, önce, bu konu üzerinde yazılmış eserleri oku. Tâ ki, herkesin bildiği şeyleri tekrar edip ömrünü israf etme.

* Fikri çalışmanın herkesin mizacına göre değişen verimli ve kıymetli saatleri vardır. Bu saatler şahıslara göre değişebilir. Sabahın erken saatleri olabilir, kiminde gündüz kiminde gece olabilir. Kendine bak, senin kıymetli saatlerin hangileri ise, bunları hiçbir eğlenceye feda edip kaçırma.

[Tertip ve düzen sahibi olmak için namazları aksatmadan kılmak gerekir. Namaz alışkanlığın, diğer işlerini de düzenli hâle sokar.]

Kaynaklar:

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, Faideli Bilgiler, Herkese Lazım olan İman, İslam Ahlakı, Kıyamet ve Ahiret, İngiliz casusunun itirafları, Menakıb-ı cihar yâri güzin, Dinimizislam.com sitesi, İslam alimleri ansiklopedisi.