Hoşgeldiniz

Heves, Heyecan, Hareket, Himmet

Dinimizin Direği: Namaz

Geri

Dinimizin direği: Namaz

 

[Namaz Kitabı 37.sahife] Allahü teâlânın en çok beğendiği ve tekrâr tekrâr emretdiği şey, beş vakt namâzdır. Allahü teâlânın, müslimânlara îmân etdikden sonra en önemli emri, namâz kılmakdır. Dînimizde ilk emredilen farz da namâzdır. Kıyâmetde de îmândan sonra ilk soru namâzdan olacakdır. Beş vakt namâzın hesâbını veren, bütün sıkıntı ve imtihânlardan kurtulup, sonsuz kurtuluşa kavuşur. Cehennem ateşinden kurtulmak ve Cennete kavuşmak, namâzı doğru kılmaya bağlıdır. Doğru namâz için önce kusûrsuz bir abdest almalı, gevşeklik göstermeden namâza başlamalıdır. Namâzdaki her hareketi en iyi şeklde yapmağa uğraşmalıdır.

[dinimizislam.com] Her türlü günahın tek ilacı vardır. Bu ilaç Kur’an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Bu ilacı kullanan her Müslüman, alışkanlık haline gelen büyük günahlardan mutlaka kurtulur. Ankebut suresi 45. âyet-i kerimesinde (Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan, esrar, içki, zina, insanları hakir görmek gibi her türlü kötülükten] alıkoyar) buyuruldu.  

Abdullah ibni Mes'ud hazretleri diyor ki: Allahü teâlânın en çok hangi ameli sevdiğini Resulullahdan sordum. "Vaktinde kılınan namaz" buyurdu.

[Namaz Kitabı 124-125.sahife]

Übade bin Samit hazretleri haber veriyor. Resulullah buyurdu ki: "Allahü teâlâ, beş vakit namaz kılmağı emretti. Bir kimse, güzel abdest alıp, bunları vaktinde kılarsa ve rüku'larını, huşu'larını tamam yaparsa, Allahü teâlâ, onu affedeceğini söz vermiştir. Bunları yapmıyan için söz vermemiştir. Bunu, isterse affeder. İsterse azab yapar". Allahü teâlâ sözünden dönmez. Doğru namaz kılanları muhakkak affeder.

Ebu Zer-i Gıfari hazretleri diyor ki: Sonbahar günlerinden birinde, Resulullah ile beraber sokağa çıktık. Yapraklar dökülüyordu. Bir ağaçtan iki dal kopardı. Bunların yaprakları hemen döküldü. "Ya Eba Zer! Bir müslüman Allah rızası için namaz kılınca, bu dalların yaprakları döküldüğü gibi, günahları dökülür" buyurdu.

Abdüllah bin Amr-ibni As bildirdi. Resulullah buyurdu ki: "Bir kimse, namazı eda ederse, bu namaz kıyamet günü nur ve burhan olur ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Namazı muhafaza etmezse, nur ve burhan olmaz ve necat bulmaz. Karun ile Fir'avn ile Haman ile ve Übey bin Halef ile birlikte bulunur."

[dinimizislam.com] Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretleri de, namazın önemi hakkında buyuruyor ki:

(Bu zamanda, imanı doğru olup beş vakit namazını kılan, haramlardan sakınan evliyadır. Kıyamet günü hesap önce imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih etmeli. Nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılmalı.)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

(Her peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]

(Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

(Namaz kılmayan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]

(Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]

Îmânın bayrağı, alâmeti namazdır. Abdülhakîm Efendi hazretleri namaz risâlesinde buyuruyorlar ki; “Bir mü’min yüz bin hac yapsa, yüz bin altın sadaka dağıtsa, yüz bin fakir yedirse, eğer namaz kılmamışsa hiçbir kıymeti olmaz”.

Soru: Namaz kılmak niye zorunlu diyorsunuz? İnsanları zorlamamak lazım değil mi? Beni babam bile zorlayamaz. Dinde zorlama yoktur buyrulmuyor mu?

[Cevap Veremedi kitabı 251.sahifede buyuruluyor ki];

(Dinde zorlama yoktur) mealindeki Bekara suresinin ikiyüzellialtıncı âyeti, başka dinde bulunan bir kimsenin zor ile islam dinine davet edilerek, müslüman yapılamıyacağını ifâde etmektedir.

[dinimizislam.com] (Günah), Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, yasak ettiklerinden sakınmamaktır. Emir ve yasaklar, müslümanlaradır, imanı olanlaradır. İmanı olmayanları, kafirleri, emir vermekle, ibadet ettirmekle şereflendirmedi. Onlar, hayvanlar gibi, her istediklerini yapar, günah olmaz. Kafirlere, yalnız bir emir verilmiş, onlardan yalnız birşey istenilmiştir. Bu bir emr, iman etmeleri, müslüman olmalarıdır. Kafirler, bu emri dinlemedikleri için, biricik suç işlemiş oluyorlar. Fakat bu suç, en büyük suçdur.

Bu suçun cezası, pek büyük, çok acı ve sonsuzdur. Dünyada böyle ceza olamaz. Bu sonsuz ceza, bunlara, ahirette, Cehennemde verilecektir.

İnananların yani İman edenlerin, farzları yapıp haramlardan kaçınması lazımdır. Her mümin, farzları yapmağa ve haramlardan kaçınmağa, yani müslüman olmağa memurdur.

Allahü teâlânın, Kur’ân-ı kerimde, yapılmasını açıkça emrettiği şeylere, yani bu emirlere (Farz) denir. Kur’ân-ı kerimde, kullara lazım olan herşey bildirilmiş, inanmayanlar azap ile korkutulmuş, İslamın şartlarını yapan müminler Cennet ile müjdelenmiştir.

[Namaz kitabı 31.sahife] Akıllı olan ve bülûğ çağına giren erkek ve kadınlara “Mükellef” denir. Mükellef olan kimseler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mesuldürler. Dinimizde, mükellef olan kimseye, önce iman etmek ve sonra da ibadet yapmak emir olunmuştur.

[Namaz Kitabı 9.sahife] Namaz, İslam dininde imandan sonra ilk farz edilen emrdir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibadet etmeleri için namazı farz etti. Kur’ân-ı kerimde yüzden fazla âyet-i kerimede (Namaz kılınız!) buyurulmaktadır. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, hergün beş vakit namaz kılmayı farz etti. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, hergün beş vakit namaz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

Soru: Ben namaz kılmıyorum ama kimseye zararım yok ki. Sabah namazına kalkarsam beni ilgilendirir. Kalkmazsam da beni ilgilendirir. Kimi ne ilgilendirir, kime ne zararı var? Her koyun kendi bacağından asılmayacak mı?

[Evliyalar Ansiklopedisi] Eskiden de birisi Behlül Dânâ hazretleri’nin yanında böyle bir şey söylemiş. Behlül Dânâ hazretleri, halkın işlerine karışır ve yanlış işlerden onları alıkormuş. Bu özgürlük arayan kişi; “Her koyun kendi bacağından asılır, ne hakla bize karışıyor” deyip zamanın halifesi olan Harun Reşid hazretlerine şikayet etmiş. Halife de, Behlül Dânâ hazretlerini çağırmış ve halk senden şikayetçi, böyle böyle, “Her koyun kendi bacağından asılır diyorlar” demiş. Ertesi gün Behlül Dânâ hazretleri 3-5 tane koyun almış ve her birini mahallenin bir köşesinde kesmiş ve bacağından asıp bırakmış. Halk anlamamış, “Deli işte” deyip geçmişler ama aradan birkaç gün geçince bacağından asılan koyunlar kokmaya başlamış. Günler geçmiş ama alan yok. Artık öyle olmuş ki mahalle kokudan geçilmez bir hâl alınca halk dayanamayıp yine halifeye gitmişler ve şikayet etmişler. Halife de Behlül Dânâ hazretlerini çağırtıp niye böyle yaptığını sormuş. Mübarek demiş ki, “Beni şikayet etmeye ne hakları var. Her koyun kendi bacağından asılır dememişler miydi? Ben de her koyunu kendi bacağından asmadım mı? Nasıl ki siz, kendi bacağından asılan bu koyunun kokusundan rahatsız oluyorsanız, salihler de günah olan işlerin kokusundan çok daha fazla rahatsız olurlar” İşte, senin dediğin de buna benzemiyor mu?

[dinimizislam.com] Sahabe-i kiramdan bir zat, Resulullah efendimize sorar:

- Ya Resulallah, kazancım bol olmasına rağmen geçim sıkıntısı çekiyorum.

- Evinizde namaz kılmayan var mı?

- Hayır, namaz kılmayan yoktur.

- Komşularınızda veya mahallenizde namaz kılmayan var mı?

- Hayır, ya Resulallah!

- Bir araştırın, namaz kılmayan birisi geçmiş mi?

- Efendim araştırdık, geçen olmamış.

- Bu bereketsizlik namaz kılmamaktandır. İyi düşünün!

- Ya Resulallah, namaz kılmayan birinin cenazesi geçmiş, tabutu bizim evin duvarını çizmiş. Bu olabilir mi?

- İşte evdeki bereketsizlik bundandır. O duvarı hemen yıkıp yeniden yapın!

O zat, duvarı yıkıyor, besmeleyle tamir ediyor ve işleri düzeliyor. Onun için eskiden, (Bir beynamazın yedi mahalleye zararı vardır) derlermiş.

Soru: Beş vakit namaz kılmıyorum ama millete göre yine iyiyim. En azından Cumalarımı aksatmıyorum. Çoğu kişi Cuma bile kılmıyor.

[dinimizislam.com] Sûi misal emsal olmaz. Yani kötü şey, yanlış şey örnek gösterilemez. Kötü şeyleri, yanlışları herkes yapsa bile, o şey kötü olmaktan, yanlış olmaktan çıkmaz. İyilik, doğruluk, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz.

Soru: Elhamdülillah Müslümanız tabi. Namaza da inanıyoruz elbette. Ama şimdilik namaz kılmasam olmaz mı? Daha gencim. Benim yaşımdakilerin hiçbiri namazla filan uğraşmıyor. Hayatını yaşıyorlar. Biraz daha yaşım ilerlesin, o zaman kılarım elbette ama şimdi daha erken değil mi?

[Mektubat-ı şerif 115-116.sahife]

İslam alimlerinin büyüklerinden İmam-ı Rabbani hazretleri bir gence yazdığı mektubunda şöyle buyuruyorlar:

Biz kuluz. Sâhibimizin emrindeyiz. Başı boş değiliz. Her istediğimizi yapmağa serbest değiliz. İyi düşünelim! Uzağı gören akıl sahibi olalım! Kıyamet günü utanmaktan, pişmân olmaktan başka, ele birşey geçmez. Gençlik çağı, kazanc zamanıdır. Merd olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da, rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, hâlsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz. Bugün, her vaz’ıyyet elverişli iken, ananın babanın varlığı büyük nimet iken, geçim derdi olmayıp fırsat elde iken, güç kuvvet yerinde iken, hangi özür ile, hangi sebeple, bugünün işi yarına bırakılabilir? Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Yarın yaparım diyen helâk oldu, ziyân etti) buyurdu. Eğer dünya işlerini yarına bırakırsan ve bugün hep ahiret işlerini yaparsan güzel olur. Fakat, bunun aksini yaparsan çok çirkin olur.

Gençlik zamanında, insanı üç din düşmanı olan, nefs, şeytân ve kötü insanlar aldatmağa uğraşmaktadır. Bunlar karşısında az bir ibadet pek kıymetli olur. İhtiyarlıkda yapılan, bundan katkat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz. Düşman hücum ettiği zaman, askerin ufak bir hareketi, çok kıymetli olur. Sulh zamanında yapılan büyük talimlerin, manevraların, bu kadar kıymeti olmaz.

Soru: Namaz insanın kurtulması ile bu kadar alakalı mı? Namazsız kurtulamaz mıyız yani?

[dinimizislam.com] Hadis-i şeriflerde de kurtuluşun hep namazda olduğu bildirilmiştir:

(Beş vakit namaz, güzelce kılan için kıyamette nur, delil ve kurtuluş olur.) [İbni Nasr]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Beş vakit namazı farz kıldım. Şartlarına uyarak, vaktinde kılanı Cennete koyacağıma söz verdim. Kılmayana verilmiş bir sözüm yoktur.”) [İbni Mace, Ebu Davud]

Kurtuluş, farzları noksansız yapmaktadır. Bilhassa namaz çok mühimdir. Çünkü Allahü teâlâ, (Namaz hesabının altından kalkarsan, kurtuluş senindir. Öteki hesapları kolaylaştırırım) buyuruyor. (Umdet-ül-İslam)

[dinimizislam.com] İslam alimleri buyuruyor ki; Ezanda, (hayye-alel-felâh) yani kurtuluşa gelin deniyor. Kurtuluşun namazda olduğu bildiriliyor. Namaz kılmayan ise, (Ben gelmiyorum) diyor. Öğleyin, ikindi, akşam, yatsıda bir daha, gelin kurtuluşa... Namaz kılmayan ise yine, (Ben gelmem) diyor. Yani boğulmakta olana diyorsunuz ki, uzat şu elini, seni boğulmaktan kurtaracağım, vermiyorum diyor. Yahut da damdan düşmek üzere olan adama, gel diyorsunuz, elini tutacağım, gelmiyorum diyor. Ne deriz sonunda. Kardeşim ne yapayım, bu kadar el uzattık. Ömrümüz boyunca kurtuluşa gel deniyor, gelmiyor. Ondan sonra da çukura düşüyor. Sonra da, (Ya Rabbi niçin attın beni buraya?) diyecek, hiç böyle şey olur mu?

İslam Alimleri Ansiklopedisi

(Tefsir-i Mugni)de diyor ki: (Büyüklerden biri şeytana dedi ki, senin gibi mel'un olmak istiyorum, ne yapayım? İblis sevinip, benim gibi olmak istersen, namaza ehemmiyet verme ve doğru, yalan, herşeye yemin et, yani çok yemin et! dedi. O kimse de, hiçbir namazı bırakmayacağım ve artık yemin etmiyeceğim, dedi).

[dinimizislam.com] Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefesde kelime-i şehadet getiremez. Namaz kılmanın birinci vazife olduğuna inandığı halde, tembellik ederek kılmayan fasıktır. Saliha kızın küfvü değildir. Yani o kıza layık ve uygun değildir).

 

Soru: Namaza başlayacağım ama bir türlü başlayamıyorum. Çok zor geliyor. Sanki bir güç beni engelliyor. Abdest alayım diyorum, ayaklarım musluk başına varmıyor. Mescide gideyim diyorum, halim kaçıyor. Aslında başlamak da istiyorum ama bir türlü olmuyor?

[Mektubat-ı şerif 446.sahife] “Allahü teala, kullarına yapabilecekleri şeyleri emir etmiştir. İnsanları zaif yarattığı için, her emrinde kolaylık göstermiştir. Nisa suresi yirmiyedinci ayetinde mealen, (Allahü teala, size hafif, kolay emir etmek istedi. Çünkü, insan zaif yaratılmıştır) buyuruldu. Allahü teala, (Hakim)dir. [Herşeyi yerinde, uygun olarak yapar. (Rauf)dur. (Acımağa layık olmayanlara da acıyıcıdır). (Rahim)dir. Ahirette sevdiklerine, yani küfran-ı nimet etmeyenlere, yani müminlere Cenneti ihsan edicidir.] Kullarına yapamayacakları şeyi emir etmek hikmetine, re'fetine yakışmaz. Kullarına, kaldırılamayacak, büyük kayayı kaldırmağı emir etmeyip, herkesin çok kolay yapacağı kıyam, rükü, secde, ufak bir ayet okumak ile meydana gelen namazı emir etmiştir. Namaz kılmak, herkes için çok kolaydır. Ramezan-ı şerif orucu da, pek kolaydır. Zekatı da, çok hafif emir etmiş, malın hepsini değil, kırkta birini verin demiştir. Hepsini veya yarısını vermeği emir etseydi, kullarına güç olurdu. Merhameti, pek fazla olduğundan, emri tam yapılamaz ise, daha da hafifletmiştir. Mesela, abdest alamayanlara, teyemmüm etmeğe, namazda ayak üzere duramayanlara, oturarak kılmağa, oturamayanlara da, yatarak kılmağa, rükü ve secde yapamayanlara, ima ile [oturup, rükü ve secde için, az eğilerek] kılmağa, bunlar gibi, daha nice kolaylıklara izin vermiştir. İslamiyet'in emirlerine dikkatle ve insafla bakan, bu kolaylıkları görür. Allahü tealanın, kullarına ne kadar çok merhametli olduğunu, pek iyi anlar. Emirlerin pek kolay olmasının bir şahidi de, çok kimselerin, emir olunan ibadetlerin, daha artmasını istemesidir. Namazın, orucun artmasını isteyen, çok görülmüştür. Evet, ibadet yapmak güç gelen kimseler de, yok değildir. Böyle kimseler, normal insan değildir. Böyle bozuk kimselere, ibadetlerin zor gelmesine sebep, nefislerinin karanlığı ve şehvani arzularının kötülüğüdür. Bu karanlık ve kötülükler, nefsi emmareden hasıl olmaktadır. Nefsi emmare, Allahü tealanın düşmanıdır. Şura suresi onüçüncü ayetinde mealen, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güc gelir) ve Bekara suresi, kırkbeşinci ayetinde mealen, (Namaz kılmak, yalnız müminlere, Allahü tealadan korkanlara kolay gelir) buyuruldu.

Bedenin hastalığı, ibadetlerin yapılmasını güçleştirdiği gibi, (Batın)ın [kalbin ve ruhun] hasta olması da güçleştirir. Allahü teala, İslamiyet'i, nefsi emmareyi, [yani kötülük isteyici] arzularından, adetlerinden vaz geçirmek için gönderdi. Nefsin istekleri ve İslamiyet'in istekleri birbirinin zıddıdır, aksidir. O halde, ibadetleri yapmakta güclük çekmek, nefsin kötülüğünü gösteren bir alamettir. Nefsin arzularının kuvveti, bu güçlüğün çokluğu ile ölçülür. Nefsin hevası [istekleri] kalmayınca, güçlük de kalmaz.

Soru: İnsanları hep azapla korkutmamak lazım. Allahü teala’nın affı, merhameti geniş değil mi? Allahü teala’nın bizim namazımıza ihtiyacı yok. Hiç kılmasak bile niye affetmesin?

Bu hususta İslam alimlerinin büyüklerinden İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki;

"Ben mü'minim, Allahü teâlâ mü'minleri affeder" sözüne güvenene: Affetmeyebilir de, deriz, iyi ameller yapmayınca îmân da zayıflar ve ölüm zamanında, sekerât-ı mevtin fırtınasında temelinden yıkılır, gider. Çünkü îmân, suyunu iyi amellerden alan bir ağaç gibidir. Suyu kesilince, kurumak tehlikesiyle başbaşa kalır. İyi amelsiz ve birçok günahlar içerisindeki îmân, birçok hastalıkları olan hastaya benzer. Her ân helâk olma korkusu vardır. Eğer îmân selâmeti ile ölürse, affedilmesi de, azâb olunması da mümkündür.

[Kıyamet ve Ahiret 70.sahife] Hizmetçin sana itaat etmezse, ona nasıl kızarsın! O halde, Allahü teâlânın sana kızmıyacağından nasıl emin oluyorsun! Eğer Onun azabını hafîf görüyorsan, parmağını aleve tut! Yahut, kızgın güneş altında bir saat otur! Yahut da, hamam halvetinde fazlaca kal da, zavallılığını, dayanamıyacağını anla! Yok eğer, dünyada yaptıklarına ceza vermeyecek sanıyorsan, Kur’ân-ı kerime ve yüzyirmidörtbinden ziyâde Peygambere “aleyhimüssalevâtü vetteslimat” inanmamış oluyorsun ve hepsini yalancı yapmış oluyorsun. Çünkü, Allahü teâlâ, Nisâ suresinin yüzyirmiikinci âyetinde mealen, (Günah işliyen, cezasını çekecektir)  buyuruyor. Kötülük eden, kötülük görür. O halde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Kışın muhtaç olacağın şeylerin hepsini, niçin yazdan hazırlayıp hiç geciktirmiyorsun ve bunları elde etmek için, Allahü teâlânın merhametine, ihsanına güvenmiyorsun? Halbuki Cehennemin zemherîri, kışın soğuğundan az değildir ve ateşinin sıcaklığı, temmuz güneşinden aşağı değildir. Bunların hazırlığında, hiç kusur etmiyorsun da, ahiret işlerinde gevşek davranıyorsun. Bunun sebebi nedir? Yoksa ahiret ve kıyamet gününe inanmıyor musun ve kalbindeki bu küfrü, kendinden de mi saklıyorsun? Bu ise, ebedî felaketine sebeptir. O halde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Bir menkıbe

Şeyh Şâmil'in yaralandığını gören Gimri Câmiinin müezzini Mehmed Ali, onu tâkib ederek, savaş alanı dışındaki bir mağaraya sakladı. Şeyh Şâmil pekçok yerinden yaralanmış, kaburga kemiklerinden bazıları ve köprücük kemiği de kırılmıştı. Asıl yara, göğsünde ve sırtında olup, her tarafını kan kaplamıştı.

Müezzin, oraya iki saat mesâfede bir köyde oturan Dağıstan'ın meşhur cerrâhı, aynı zamanda Şeyh Şâmil'in kayınpederi olan Abdülazîz Efendiye durumu bildirdi. Abdülazîz, şifâlı otlarla yaptığı ilâçları Şeyh Şâmil'e tatbik ederek tedâviye başladı. Birkaç gün mağarada, daha sonra Unsokul köyünde tedâvi edilen Şeyh Şâmil, yirmi beş gün baygın yattı. Kendine geldiğinde annesini baş ucunda görünce, güçlükle; "Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?" diye sordu. Namazlarını îmâ ile kılarak, aylarca yatakta yatan Şeyh Şâmil sıhhate kavuştu.

Menkıbe: Namaz İçin Fedakârlık

Bursa, Osmanlılara geçmeden önce, şehrde oturan rûmlardan biri gizlice müslüman olmuştu. Pek yakın bir dostu, bunun sebebini rûma sordu:

“Baba ve dedelerinin dinini nasıl olup da, terk ettin?” diye ona sitem etti. Rûmun cevabı mânidâr olmuştu. Arkadaşına bu durumu şöyle anlatdı:

—Bir aralık esir edilen müslümanlardan bir tanesi benim yanıma bırakıldı. Birgün bakdım, bu esir kapatıldığı odada eğilip kalkıyordu. Yanına giderek ne yaptığını sordum. Hareketleri bitince ellerini yüzüne sürdü ve bana namaz kıldığını, şâyet müsâde edersem, her namaz için bir altın vereceğini ifâde etti. Ben de tamâha kapıldım. Gün geçtikçe ücreti artırdım. Öyle oldu ki, her vakit için on altın istedim. O da kabul etti. İbadeti için yaptığı fedakârlığa hayret ettim. Birgün ona “seni serbest bırakacağım” deyince, çok sevindi ve ellerini kaldırıp; benim için şöyle dua etti:

“Ey Allahım! Bu kulunu iman ile şereflendir!” O anda, kalbimde müslüman olmak arzusu meydana geldi ve o kadar çoğaldı ki, hemen (Kelime-i şehâdet) getirerek müslüman oldum.

Eskiden yaşayan dedelerimizden olan bu zâtın namazla ilgili fedakârlığından bir gayrimüslim bile etkilenmiş ve iman ile şereflenmiş. Peki biz esir değiliz, görünürde hiçbir engelimiz yok. Her kıldığımız namaz başına bizden para alan da yok. Niye acaba namaz kılmakta zorlanıyoruz? Bunun üzerinde gerçek manada düşünmemiz lazım.

 

Kaynaklar:

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, Mektubat-ı şerif, Namaz kitabı, Kıyamet ve Ahiret kitabı, Cevap Veremedi kitabı, Dinimizislam.com sitesi, İslam alimleri ansiklopedisi, Evliyalar ansiklopedisi.