Din düşmanlarının tuzakları
(Din), insanları se’âdet-i ebediyyeye götürmek için Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol demektir. Her din, kendisinden önce gelen dini nesh etmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hiç değişmiyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dînidir. Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de bu ahkam ile kurulmuş olan İslam dînidir.
[İnsanın asıl hedefi se’âdet-i ebediyye, yani ebedî kurtuluş ve sonsuz saadettir. Ebedî saadetin yolu da Allahü teala’nın bildirdiği doğru din bilgileriyle bilinir.]
Din ismi altında insanların uydurduğu iğri yollara din denmez, dinsizlik ve kafirlik denir.
Tarih boyunca, imanlılar ile imansızlar çarpışmakta, kuvvetli, çalışkan olan, gâlib ve hakim olmakta, inançlarını, düşüncelerini yaymaktadır. Bu çarpışma, harb vâsıtaları ile, döğüşerek olduğu gibi, propaganda ile, neşr yolu ile de yapılmaktadır. Şimdi, ikinci savaş bütün hızı ve kuvveti ile hergün devam etmektedir.
[Bu mücadelede bazıları doğru din bilgilerinin yayılması ve kuvvetlenmesi için çalışırken bazıları da din bilgilerinin ortadan kalkması, dinin büsbütün unutulması ya da bunu başaramazsa bile din bilgilerinin bozulması için çalışmaktadır.]
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki;
Nemrut’un, İbrahim aleyhisselamı atmak için yaktığı büyük ateşe, bir karınca durmadan su taşıyor. Evliya bir zat karıncaya, (Bu getirdiğin suyla bu ateş söner mi? Bir damla su atıyorsun, tekrar gidip su getiriyorsun. Neden bu kadar yoruluyorsun?) diye sorar. Karınca, (Ben de biliyorum ki, bu suyla bu ateş sönmez; ama ben tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndüren taraftayım) cevabını verir. O zat, bir yılanın da devamlı ateşe üflediğini görür. Yılana, (Sen ne yapıyorsun?) diyor. O da, (Bu ateşi körüklüyorum, ateş alevlenip İbrahim’i hemen yaksın diye) diyor. Yani, o da tarafını belli ediyor. O halde insanlar iki tarafta. Biri ateşi söndüren, diğeri ateşi körükleyen…
[Tarih boyunca yılan tabiatlı, kötülüğü seven, can yakmaktan hoşlanan insanlar kendi kötülüklerini açığa çıkardığı için dine saldırmış ya da din bilgilerini bozmaya uğraşmıştır. Bu husus Tam İlmihal önsözünde şöyle anlatılmaktadır:]
Tarih gösteriyor ki, yalnız kendi rahatlarını, keyflerini düşünen krallar, diktatörler, islam dininin, kendi zulümlerini, kötülüklerini meydana çıkardığını görerek, cinayetlerini, hıyanetlerini gizliyebilmek ve yalanlarına herkesi inandırabilmek için, islamiyete saldırmışlardır.
[İslamiyet’e bu kadar çok saldırının olduğu bir ortamda eskisi gibi sadece doğru din bilgilerini anlatmak kâfî gelmemekte, din düşmanlarının tuzaklarını da iyi anlatmak gerekmektedir. Bu husus Mektubatta şöyle bildirilmektedir:]
Bir din âlimi, gençlere din öğreteceği zaman, bunlara önce, dinsizler, islam düşmanları [ve cahil din adamları] tarafından şırınga edilen, yanlış propagandaları, iftiraları anlayıp, anlatıp, onların temiz ve körpe kafalarını bu zehirlerden temizler. Zehirlenen ruhlarını tedavî eder. Sonra, yaşlarına, anlayışlarına göre, islamiyeti ve meziyetlerini, faidelerini, emirlerindeki ve men’lerindeki hikmetleri, incelikleri ve insanlığı saadete ulaşdırdığını, onlara yerleşdirir. Böylece gençlerin ruh bağçelerinde derdlere deva, ruhlara gıdâ olan nefis çiçekler yetişir.
[O halde din düşmanlarının tuzaklarını, taktiklerini iyi öğrenmemiz gerekir. Din düşmanlarının pek çok taktikleri vardır. Ama bunların ilki ve belki en etkilisi gençlerimizin din cahili olarak yetişmelerini sağlamaktır.]
Cehalet tuzağı
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Bütün çocuklar müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonra anaları, babaları hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar) sözü ile müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, gençlikte olduğunu bildiriyor. O halde, her müslümanın birinci vazîfesi, evlâdına islamiyeti ve Kur’ân-ı kerimi öğretmektir.
İslam dinine karşı olanlar da, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, asrımızın en tehlikeli dinsizlik ocağı olan mason ve komünistler, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. Masonlar, İslamiyeti yok etmek ve Allahü teâlânın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) ve (Hepimiz bütün kudretimiz ile, iman hürriyeti fikrini dünyaya yaymağa sarılmalıyız ve localarımızda verdiğimiz kararları her memlekete yerleştirmeliyiz. Din kardeşliğini yok edip, bunun yerine mason kardeşliği getirmeliyiz. Dinleri yok etmekten ibâret olan mukaddes gayemize, bu suretle kavuşacağız) diyorlar.
İngiliz casusunun itirafları kitabında, gençlerin İslamiyet’i öğrenmelerine mani olmak için hazırladıkları planların yer aldığı bir raporda şöyle denilmektedir:
Âlimlere kötü isnâdlarda bulunup, aleyhlerine âdî ithâmlar uydurarak, müslümanların onlardan soğumalarını temin etmek lazımdır. Casuslarımızın bir kısmını, onların kıyâfetine sokacağız. Sonra, bunlara kabîh, çirkin işler yaptıracağız. Böylece bunlar, âlimler ile karışmış olacak ve her âlimden şüphe edilecek. Bu casusları, El-Ezhere, İstanbula, Necef ve Kerbelaya sokmak zarûrîdir. Müslümanları âlimlerden soğutmak için mektepler, kolejler açacağız. Bu mekteplerde, rûm ve ermeni çocuklarını, müslümanlara düşman olarak yetişdireceğiz. Müslüman çocuklarına da kendi ecdadlarının cahil olduklarını aşılayacağız. Bu çocukları, Halife ve âlimler ve devlet adamlarından soğutmak için, onların hatâlarını, kendi zevkleri ile meşgul olduklarını, Halifenin cariyelerle vakit geçirip, halkın malını kötü yollarda kullandığını, hiçbir işte Peygambere uymadıklarını aşılayacağız.
Şu dört şeyi, gizli ve âşikâr yaymak lazımdır: İçki, kumar, zinâ ve domuz eti [ve spor kulüplerinin birbirleri ile kavgaları]. Bu işi yapmak için, İslam memleketlerinde yaşayan hıristiyan, yahudi, mecusi ve diğer gayri müslimlerden a’zamî derecede istifade etmek ve bu iş için çalışanlara Müstemlekeler nezaretinin bütçesinden bol mâaş bağlamak lazımdır. Bunun için, siyâsî fırkaların ve spor kulüplerinin çoğalmasını sağlayacağız. Partileri ve kulüpleri birbirlerine düşman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitabı okumağa, dinlerini öğrenmeğe vakit bulamıyacaklardır.
[İslam ahlakı kitabında ise gençlerin cahil bırakılmaları için oyun ve eğlencenin nasıl kullanıldığı şöyle bildirilmektedir:]
Gençler, muhtelîf oyunlara bağlanıp, hakiki kitap bulmaktan ve okumaktan mahrum edilmektedir. Birçok gencin, oyundan başka birşey düşünmediklerini görüyoruz. Bu hastalık, gençler arasında yayılmaktadır. Müslüman ana-babaların, çocuklarını bu hastalıktan korumaları çok lazımdır. Bunun için, çocuklarına dinini haber vermeleri ve din kitabı okumağa alıştırmaları lazımdır. Bunun için, çocuklarının zararlı oyunlara dadanmalarını önlemelidirler. Bazı ahbâblarımızın çocuklarının zararlı oyunları oynamaktan yemek yimeyi bile unuttuklarını görmekdeyiz. Böyle çocukların, mekteb kitaplarını bile okuyup sınıf geçmeleri imkânsız olmaktadır. Anaların, babaların çocuklarına hakim olmaları, kitap okumağa alıştırmaları lazımdır. Bunun için, (İslam Ahlakı) kitabını okumalıdır. Bu kitabı okuyan, dinini, imanını öğreneceği gibi, islam düşmanlarının nasıl çalışdıklarını da anlıyacaktır. Analar, babalar bu vazîfelerini yapmazlarsa, dinsiz, imansız bir gençlik hâsıl olacak, vatanımıza, milletimize çok zarar verecektir.
Gençleri düşürmek istedikleri cehalet döngüsü:
Cehalet gafleti, gaflet doğrudan sapmayı, doğrudan uzaklaşma bid’ati, küfrü ve neticede dünya ve ahiret felaketini getirmektedir. Yani cehaletin neticesi felaket olmaktadır.
Cehalet gaflet, gaflet de cehalet getirir. Bilgisiz, ilimsiz kalmış kişiler neye ne kadar önem vereceklerini de doğru olarak bilemezler. Neye ne kadar önem vereceğine doğru olarak karar veremeyen insanlar da doğru ilme ve bununla amel etmeye yeterince önem veremezler. Cahil oldukları için doğru ilmi nereden, hangi kaynaktan öğreneceğini de bilemezler.
Muhammed bin Fadl Belhî, 319 [m. 931] senesinde vefât etti. Buyuruyor ki, (İslamiyet nurlarının kalblerden ayrılıp, kalblerin kararmasına dört şey sebep oldu. Bildikleri ile amel etmemek. Bilmiyerek yapmak. Bilmediklerini öğrenmemek. Başkalarının öğrenmelerine mani olmak).
Cehalet ve gaflet nedeniyle neye ne kadar önem vermeleri gerektiğini bilmeyen kişiler, genellikle ahiret işlerini erteler, hep dünyevi şeylere odaklanırlar. Bir türlü din bilgilerini öğrenecek zaman bulamazlar. Aslında dünyevi dedikleri işlerde de başarılı olmak ve dünya hayatında mutlu olmak hep din bilgilerini öğrenmekle mümkündür. Fakat bunu da anlayabilmek ilimle olduğu için cahil ve gafil kişinin bunu da bilmesi mümkün olmaz.
Cehalet ve gaflet, doğrudan sapmayı beraberinde getirir. Çünkü doğru yolu bilmeyen elbette ondan sapar. Hazret-i Ömer radıyallahü anh (İnandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın! Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyurmuştur. Cahil ve gafil kişi doğrudan sapar, fakat ilmi olmadığı için doğrudan saptığını da anlayamaz. Yaşadığını din zannetmeye başlar. Böyle bir kişi ise ya bid’ate düşer ya da sapması daha büyük olursa küfür bataklığına yuvarlanır.
Bid’atin ve küfrün neticesi ise hem dünyada hem de ahirette felaket olmaktadır. Cahil ve gafil kişi felakete gittiğini bile anlayamaz çünkü bunu anlayabilmek de yine ilimle olmaktadır. Nitekim İslam alimlerinin büyüklerinden İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat isimli çok kıymetli kitabında;
Hazret-i Mehdi geldiği zaman, (Bir zaman gelir ki, Sünnet, bid'at gibi çirkin görülür, bid'at ise sünnet gibi rağbet görür) hadis-i şerifinde bildirildiği gibi, bid'at işlemeye alışmış olan Medine’deki din adamı, bid'ati güzel sanıp ibadet olarak yaptığı için Hazret-i Mehdi’nin bid’at aleyhindeki sözlerine şaşıp "Bu adam bizim dinimizi yok ediyor" diyeceği bildirilmektedir.
Cahil kişi bid’ate ya kendiliğinden düşer ya da bozuk din adamları veya din düşmanları tarafından düşürülür. İslamiyeti bozma hususunda öncülüğü İngilizler yapmaktadır.
Bid’at tuzağı
Bir gün İblis, bir dağa çıkıp, öyle bir feryat eder ki, dünyada ne kadar şeytan varsa hepsi oraya toplanır. Onlara der ki:
- Bizim için felaket bir şey oldu. En büyük günahları işleyen Müslüman, eğer tevbe edip, Allah’tan mağfiret dilerse, bunların affa uğrayacağını bildiren bir âyet indi. Biz, bunlara ne kadar günah işletirsek işletelim, bunlar bir gün tevbe ederlerse, hepsi affolur. Bizim bütün uğraşmalarımız boşa gider. Artık bunlar Cehenneme girmez. Buna bir çare bulmalıyız. Bir hile biliyor musunuz?
- Hayır, bilmiyoruz.
- Ben biliyorum. Tevbe etmeyecekleri bir günah bulmalı. Şimdi sizin vazifeniz, böyle bir günahı araştırmaktır.
Şeytanlar dağılıp giderler. Birkaç gün sonra İblis’in feryadıyla şeytanlar tekrar toplanırlar. Hepsi de, (Biz bir çare bulamadık) derler. Melun İblis gülerek der ki:
- Müjde çocuklarım! Ben, onların tevbe etmeyecekleri büyük bir günah buldum. Bunların dinine bid’atler karıştıracağız, ilaveler, çıkarmalar yaptıracağız ve bunları onlara çok güzel göstereceğiz. Tabiî bunlar, o bid’atleri sünnet zannedecekler veya bid’at-i hasene diyecekler, böyle yapmak daha sevabdır, bu iş çok faydalıdır, çok uygundur diyecekler. Bid’atlere ibadet diye sarılacaklar. Bu durumda, artık bu bid’atlerden hiçbiri kopamaz. Bu bid’atlere dokunan çıkarsa, din elden gidiyor diye, düzeltilmesine izin vermezler. İbadet olarak yaptıkları ve günah olarak bilmedikleri için bid’atlere tevbe de etmezler. Tevbe etmeyince de, bid’at ehli olarak doğru Cehenneme giderler, orada bizimle beraber olup hiç çıkmazlar.
Günümüzde dini bozmak isteyenler, bidat ehli olanlar o kadar çoğaldı ki… “şeytanı otururken görmüşler neden böyle boş oturup duruyorsun, insanları aldatmaya çalışmıyorsun demişler. O da, benim işimi kötü din adamları yapıyor bana iş kalmıyor demiş.”
Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere bid’at denir.
Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai]
Hassan bin Sabit’in Peygamber efendimizden bizzat işiterek rivayet ettiği hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur:
(Bir millet, dinlerinde bir bid’at yaparsa, Allahü teâlâ, buna benzeyen bir sünneti yok eder. Kıyamete kadar bir daha geri getirmez.)
Dinde reform tuzağı
İslamiyetin en korkunç, en zararlı düşmanı, müslüman görünüp, din adamı şekline girip, İslamiyeti içden sinsice yıkmağa çalışanlardır. Bu din yobazları, Arabistânda ve Hindistânda türediler. Dinde reform yapacağız, İslamiyeti hurâfelerden, bozuk şeylerden kurtaracağız, Kur’ânın emirlerini meydana çıkaracağız gibi, dostca sözlerle, yazılarla, içerden yıkıyorlar. Bölücülük yapıyor, kardeşi kardeşe düşman ediyorlar.
Bunlar Kur’ân-ı kerime ve hadis-i şeriflere inanırlar, saygı gösterirler. Fakat, islam âlimlerinin kitaplarında bildirilen manaları, bilgileri kabul etmezler. Kur’ân-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, kendi kısa görüşlerine göre manalar çıkarırlar. Ehl-i sünnet âlimlerinin bilgilerinden birçok yerde ayrılırlar. Bunlara (Bidat) veya (Dalalet) fırkaları, yani (Sapık) denir.
Bunların meydana geleceğini de, Peygamber efendimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” haber vermektedir. (Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmişikisi Cehenneme gidecek, biri, inanış sebebi ile Cehenneme girmiyecektir) hadis-i şerifi birçok kıymetli kitaplarda yazılıdır.
Dinde reform fikrini savunanlardan bir kısmı ise İslam düşmanı olan sinsi kafirlerdir.
Bunlar müslüman görünerek, dini ıslah ediyoruz, ana kaynaklarını meydana çıkarıyoruz, ilk haline getiriyoruz gibi yaldızlı sözler söyleyerek islam dinini yıkmağa, Kur’ân-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin doğru manalarını değiştirmeğe, bozmağa çalışıyorlar. İslamiyeti, içerden yıkmak istiyorlar. Müslüman göründükleri için ve dini islâh ediyoruz, hurâfelerden temizliyoruz, dedikleri için, cahil halk, bu kafirleri hakiki müceddid sanıyor. Bunlara aldanıyor. Böylece, çok başarı sağlıyorlar. Müslümanları aldatmak için, Ehl-i sünnet âlimlerinden birkaçını medh ediyorlar. Onlara hayrân olduklarını yazıyorlar. Fakat, onların kitaplarında yazılı olan bilgilerin birçoğunu beğenmiyorlar. Bunlara hurâfe diyorlar. Bu büyük âlimlerin kıymetli kitaplarında yazılı olan hadis-i şeriflerden, işlerine gelmiyenlere, çıkarlarına engel olanlara, mevdu hadisdir, uydurma hadisdir diyorlar. Kendi uydurdukları bozuk, zararlı şeyleri, doğru diye ortaya koyuyorlar. Böylece, bu büyük âlimlere leke sürmeğe çalışıyorlar. Bunlardan bir kısmı da, Ehl-i sünnet âlimlerinden bir ikisini dillerine dolayıp kötülüyorlar, hattâ kafir diyorlar.
Bugün islam memleketlerini sarmış olan, yıkıcı dinde reformculara aldanmamak için, müslümanların çok bilgili olmaları lazımdır. Mesela; Sultan Abdülmecîd ve sultan Abdül’azîz hân “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” zamanlarında, beş defa sadra’zam olan ve (1287 [miladi 1871]) de vefât edip, Süleymâniyye camii bağçesinde gömülen Âli pâşa mason idi. Dinde reformcu olan, Cemâleddîn-i Efgânîyi İstanbula getirip dinde reformlar yapmak için, onunla elele vererek çalışmağa koyuldu. Fakat, İslam âlimleri, uyanık davranarak, meydanı bunlara bırakmadılar. Cemâleddini rezîl ettiler. Âli pâşa da, onu destekleyemedi.
Yabancı fikir ve âdetlere alıştırarak bozma tuzağı (Patrik Gregoryosun mektubu)
Osmanlı devletinde Rus sefiri olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef, hatıralarında, sultan ikinci Mahmûd hân zamanında, Fener Patrikhânesinin kapısında asılan, 1237 [m. 1821] Rum isyânının baş planlayıcısı, Patrik Gregoryosun Rus Çarı Aleksandra yazdığı mektubu açıklamaktadır. Mektup ibret vericidir:
“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayri mümkündir. Çünkü Türkler, müslüman oldukları için çok sabrlı ve mukâvemetli insanlardır. Gayet mağrûrdurlar ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rızâ göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, padişahlarına [devlet adamlarına, kumandanlarına, büyüklerine] olan itaat duygularından gelmektedir.
Türkler zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda sevk-u idâre edecek reîslere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da an’anelerine olan merbûtiyyetlerinden (bağlılıklarından), ahlaklarının salâbetinden gelmektedir.
Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve ma’nevî rabıtalarını (bağlarını) kesr etmek (parçalamak), dini metânetlerini (sağlamlığını) zâ’fa uğratmak (zayıflatmak) icap eder. Bunun da en kısa yolu, an’anât-i milliyye (millî geleneklerine) ve ma’neviyyelerine uymayan hâricî fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.
Ma’neviyyâtları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zâhiren hakim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vâsıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı Devletini tasfiye için mücerred olarak harb meydanlarındaki zaferler kafi değildir. Hatta sâdece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyyet ve vekârını tahrîk edeceğinden, hakikatlerine nüfûz edebileceklerine sebep olabilir.
Yapılacak olan, Türklere birşey his ettirmeden, bünyelerindeki tahrîbi tamamlamaktır.”
Bu mektup ders kitaplarında ezberletilecek kadar mühimdir. Mektupta ibret alınacak çok şey varsa da, en önemlisi şu iki hususdur:
1 — Türklerin ma’neviyyâtının ve dininin yıkılması için, Türkleri yabancı fikir ve âdetlere alıştırmak,
2 — Türklere his ettirmeden bünyelerindeki tahrîbâtı tamamlamaktır.
Bu hedeflere ise, Batının inanç, moda, örf ve âdet ve ahlaksızlıklarını, taklit ettirmekle ulaşılır.
Din düşmanlarının taktikleri
Sual: Din düşmanlarının taktikleri nelerdir? Bunları bilirsek daha dikkatli olabiliriz.
CEVAP
Din düşmanlarının [ateist, misyoner vesaire], yıllardır yaptığı saldırılar aşağıda maddeler halinde bildirilmektedir. Bazen mezhepsizler de kısmen aynı taktikleri uygulamaktadır. Bunların maksatları, Müslümanları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak olduğu gibi, itikadlarını sarsmaktır. Asıl gizli maksatları ise kendi dinsizliklerini örtbas etmek, gündeme bile getirmemektir. Kendi dinsizlikleri, bozuk itikadları hiç gündeme bile gelmemektedir. Müslümanlar, kendilerini ve mukaddes en son din olan İslamiyet’i hesaba çekmeye çalışan bu din düşmanlarının tuzağına düşmemelidir.
Din düşmanlarının bazı taktikleri:
1- Âlemlerin rabbi Allahü teâlâya inanmıyorlar, yaratıcı falan yoktur diyorlar. Evrimle çoğaldık, ayıdan maymundan geldik diye insanlığı hazmedemiyorlar. Her şeyi cansız tabiat yapıyor diyorlar.
2- Allahü teâlâya hesap sormaya çalışıyorlar. Niye şöyle yarattı, niye böyle yarattı, böyle yapması adaletli değil, mantıklı değil diye hâşâ Yaratana hesap sormaya çalışıyorlar. Yaratılan, Yaratıcısını nasıl, ne ile, hangi kuvvetle hesaba çekebilir? Bir sivrisineği veya bir buğday tanesini bile yapmaktan aciz olan ahmak insan, hâşâ Rabbini nasıl hesaba çekebilir?
3- Dinleri kabul etmiyorlar. Buna rağmen bozuk dinleri İslamiyet’e tercih ediyorlar. Bazı saf Müslümanlar da, madem öyle, gelin birlik olalım, ortak noktalar bulalım diye nefes tüketiyorlar.
4- Âlemlere rahmet olarak gönderilen, son peygamber için, hâşâ postacı idi, Kur’anı getirdi, vazifesi bitti diyerek peygambersiz din meydana getirmeye çalışıyorlar. “Yalnız Kur’an, Kur’andaki din, Herkes Kur’andan anladığına uysun” diyerek dini değiştirmeye, yozlaştırmaya çalışıyorlar.
5- Bunlar, işlerine gelince hadisi delil gösterirler, gelmeyince de hepsi uydurma derler. Bunların en bariz hile ve taktiği, olmuş bir olayı bozarak, Bektaşi gibi bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak yarım anlatırlar, olayı değiştirerek, yarısını alıp yarısını gizleyerek Müslümanların şüpheye düşmesine çalışırlar. Bunları iyi tanıyıp tuzaklarına düşmemeli.
6- Âlimler köprüsünü yıkmak istiyorlar. Çoban da anlar diyorlar da, İmam-ı a’zamın, İmam-ı Malikin, İmam-ı Rabbaninin, İmam-ı Gazalinin anladığını kabul etmiyorlar. Hak mezheplere bölücülük diyerek yıkmaya ve herkesi mezhepsiz yapmaya çalışıyorlar.
7- Eshaba olan itimadı sarsarak, hadislerin ve Kur'anın doğruluğundan şüphe uyandırıyorlar.
8- Gerçek halife olmadığını, onların hilafetinin sahih olduğunu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadığını, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat edilemeyeceği fikrini yaymaya çalışıyorlar.
9- Geri kalışımızı ictihad yapılmayışına bağlamak, Kur'an-ı kerimin yalan yanlış şekilde tevil ederek yeni ictihadlar çıkarmak suretiyle dini bozuyorlar.
10- Resulullah Kur'an-ı kerimi açıklamış, onun hadis-i şeriflerini de âlimler açıklamıştır. Din düşmanları bunları hiçe sayarak herkesin bizzat Kur'an-ı kerimden kendi anlayışının ölçü alınmasını istiyorlar. Böylece herkese göre farklı din meydana çıkarmaya çalışıyorlar.
Bunları uzatmak mümkündür. Müslümanlar, bunlara dikkat etmelidir.
Kaynak: Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye, Mektûbât-ı şerif, Faideli Bilgiler, İslam Ahlakı, İngiliz Casusunun İtirafları, dinimizislam.com sitesi,