Dua Müminin Silahıdır
Dua müminin silâhıdır. Dinin temel direklerinden biridir. Yerleri, gökleri aydınlatan nurdur. Dua, gelmiş olan derdleri, belaları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mani olur. (Bana hâlis kalb ile dua ediniz! Böyle duaları kabul ederim) mealindeki âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki, dua etmek, namaz, oruç gibi ibadettir.
Allahü teâlâ, herşeyi sebep ile yaratmakta, nimetlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, derdleri def’ için ve faideli şeyleri vermek için de, dua etmeği sebep yapmıştır. Peygamberler “aleyhimüssalevât”, hep dua ettiler. Ümmetlerine dua etmelerini emrettiler.
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dua etmek de, namaz, oruç gibi ibadettir. İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmektir. İbadet de, aczini, zavallılığını bildirmektir. Dua etmek emirdir. Birbirimize dua edeceğiz. Gıyaben yapılan duanın kabul edilme ihtimali fazladır. Büyüklerimiz buyururdu ki:
(İnsan dua eder; "Yâ Rabbî! Bana şunu ver!" der. Ama o şey onun için hayırlı değildir. Allahü teâlâ onun iyiliği için istediğini ona vermez. O da "Niye duam kabul olmadı?" diye isyan eder. Bu bakımdan insanlar Allah yanındaki kıymetine göre dörde ayrılır: Birinciler: Nimet gelince sevinir, dert bela gelince isyan ederler. İkinciler: Nimet gelince sevinir, dert bela gelince isyan etmez, sabreder, ama gitmesini isterler. Üçüncüler: Dert bela gelince sevinir, razı olurlar. Dördüncüler: Dert bela gelince, nimetlerden alınan zevkten daha çok zevk alırlar ve gitmesini istemezler.)
Allahü teâlâ, edilen duayı üç şekilde kabul eder:
1- Hemen, yani peşin kabul eder.
2- Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim… Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir yahut en son, Cennette verir. Yani mutlaka verir.
3- Ne dünyada verir ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ, ben duaları kabul ederim buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek bela varsa, o duaya karşılık olarak hepsini alıyor.
Duanın Gücü
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki;
Bir gün Peygamberimiz anlatıyorlar “aleyhissalatü vesselam.” O anlatıyor mübarek. Benî İsrail zamanında yani bizim dinimizden önce üç genç, üç arkadaş seyahate çıkmışlar. Gece karanlık basınca bir mağaraya girmişler korunmak için. Mağaraya girdikten sonra müthiş bir kaya geliyor, mağaranın ağzını kapatıyor. Çıkmak mümkün değil. Bu şunun için anlatılıyor. Bütün maddi gücün bittiği yerde manevi güç başlar. Ve duanın yapamayacağı, değiştiremeyeceği hiçbir şey yoktur. Şimdi delikanlılar ne kadar uğraşsalar kaya oda gibi kapattı iyice, çıkmak mümkün değil. Kendi aralarında istişare ettiler. Dua edeceğiz Cenab-ı Hakka ama dua etmek için de Onun razı olduğu bir ameli arz edelim. Razıysa, razı olduysa onun hürmetine açsın bize kapıyı.
Birincisi dedi ki, ya Rabbi ben ömrümde annemi yatırmadıktan sonra, babamı uyutmadıktan sonra, onlara iyice bakmadıktan sonra, dualarını almadıktan sonra yatağa girmedim. Anneme babama bir kız gibi hizmet ettim ömrüm boyunca. Eğer bu senin rızana uygun düştüyse aç bize bu kayayı dedi. Ve kaya biraz açıldı ama çıkacak gibi değil.
İkincisi dedi ki ya Rabbi biz çok zengindik. Bizim bir komşumuz vardı. Komşunun da güzel bir kızı vardı. Ben o kıza aşık oldum. Fakat kız bana hiç yüz vermedi. Kıtlık oldu bu sefer kız elinde bir şeyle geldi, buğday istedi, yahut da ekmek istedi. Ben de kıza dedim ki sen benim istediğimi ver, sonra ben senin istediğini vereyim. Bunu Peygamberimiz anlatıyorlar. Kız dedi ki tenha bir yer bul. İşte burası tenha dedi. Öyle mi? Gene de Allah görmüyor mu dedi. O bana çok dokundu, ne istediyse verdim. Yüzüne bir daha bakmadım. Çok dehşet bir tevbe ettim. Ya Rabbi bu senin hoşuna gittiyse aç kayayı dedi. Kaya yerinden oynadı bir daha.
Geldi sıra üçüncüye. Dedi ya Rab ben kul hakkından çok korkuyordum. Bir gün benden birinin bir alacağı kaldı. Adam kayboldu. Ben de onun parası zayi olmasın diye gittim iki tane koyun aldım. Bir erkek bir dişi. Bunlar bir çoğaldı, bir çoğaldı, bir çoğaldı hepsine bakıyorum. Ovalar, ovalar, vadiler hayvan doldu. Ben de hâlâ bekliyorum gelsin alsın diye. Ama kul hakkı geçer diye hep onlara baktım. Aradan aylar yıllar geçti. Adam geldi. Dedi ya kardeş, benim senden şu kadar bir para alacağım vardı. Vardı vardı, gel sana paranı ödeyim. Hadi ver. Yok demiş, gel. Bütün ovalar koyun dolu, davar dolu. Dedi bu ne? Dedim senin paran eksilmesin diye gittim, başıma iş açtım. Davar aldım, bak ne hale geldi. Hepsi senin. Ya Rabbi dedi bu senin hoşuna gitti mi? Kaya küt açıldı ve çıktı.
Herkesin duasını almalı, bedduasını almamalıdır
Müminin kurtulmasının en kestirme yolu, müminin duasını almaktır. Müminin duası, Allahü teâlânın rızasına kavuşmaya sebep olan en kestirme yoldur. Allah korusun, ya bedduası? İster kâfir olsun, ister mümin olsun, ister münafık olsun, ister fâsık olsun, kim olursa olsun, kalb kırmamalıdır. Küfürden sonra en büyük günah, kalb kırmaktır. Kâbe’yi yıkmaktan daha büyük günahtır. İyilik etmek çok iyidir; ama farz değildir. Kötülük etmemekse farzdır. Hiç kimseye kötülük etmemelidir. İyilik eden iyilik bulur. Kötülük eden, o kötülükte boğulur.
Mümin; elinden ve dilinden emin olunan kimsedir. Mümin kötülük edemez; çünkü bu, müminin tarifine sığmaz.
Bir duanın kabul olması için birçok şartları vardır. Mazlumun bedduasının kabul olması için hiçbir şart yoktur. Anında kabul olabilir. Onun için hiç kimseyle cedelleşmemeli, zalim duruma düşmemeli. Edilen beddua, öyle bir saate denk gelir, öyle bir perde açılır ki, o anda insanın yedi sülalesine tesir edebilir.
Müminin yüzüne Allah rızası için bakanın, günahları affolur. Kimin ne olduğu belli olmaz. Büyüklerin, (Her geleni Hızır, her geceni Kadir bil) sözü meşhurdur. Buna uygun hareket etmeli, kimsenin kalbini kırmamalı, her müminin duasını almaya çalışmalıdır.
Allahü teâlânın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, biz de onun kullarına öyle muamele edelim.
Mal mülk, her zaman veya herkese hayır getirmez. Allah muhafaza etsin, çok nimet sahibinin malı, parası doktora, ilaca gider. Yani o malının hayrını göremez. Her zaman hayırlısını istemeli. Mal mülk sahibi olabilir insan; fakat Allah demeye vakit bulamazsa neye yarar?
İmam-ı Gazali hazretleri, (Bir insana yapılacak en büyük beddua şu üç şeydir: Ya Rabbi, buna çok ömür ver, çok sıhhat ve çok para ver) buyuruyor; çünkü herkesin peşinden koştuğu bu nimetler, o kimsenin Allah demesini zorlaştırır. Onun için, eğer bazı sıkıntılar varsa, isyan etmemeli. İlaç hep tatlı olmaz. Allah eksikliğini göstermesin bunların, hepsi bize Allahü teâlânın birer şefkati ve merhametidir. Bunlar acıyla kaplanmış baldır, şifalı ilaçtır. Dünya ise, dışı tatlı kaplanmış, içi zehir olan bir şeydir. Onun tadına kapılanlar, onun tadına vurulanlar, felakete giderler. Ahirete sahip olanlar ise, acı şekeri, acı ilacı yerler; Allah’a şükrederler ve bu acılar ona şifa olur.
Sadaka belayı önler ve ömrü uzatır. Onun için sadaka vermeye çalışmalıdır. Dua da, kaza ve kaderi değiştirir. Bir duayla ömür uzayabilir. Bilhassa anne babadan ve salih akrabalardan alınacak bedduayla da, ömür kısalabilir. Onun için sıla-ı rahim önemlidir; yani eş dost, akraba, anne baba hatta işvereni ziyaret etmek, bunların duasını almak lazım. Bütün bunlar hayra alamettir, iyi şeylerdir; dua etmek ve dua almak güzeldir.
Onun için Peygamber efendimiz, (Size [Başta ana baba, hoca, işveren olmak üzere] bir iyilik edene teşekkür etmezseniz, Allah’a şükretmiş olamazsınız.) buyuruyor. Allah sizden razı olmaz. Çünkü o iyiliği Allah yaptı; fakat onlara yaptırdı. O halde siz, önce onlara şükredin, onların rızasını duasını alın, sonra Cenâb-Hak’tan ne istiyorsanız isteyin buyuruyor.
Bir kahvenin bile kırk yıl hatırı var. Bize bir iyilik edeni ölünceye kadar unutmamalıyız. Mübarek zatlar, kendilerine bir bardak çay içiren kişiye bile senelerce dua eder, onun için Fatiha okurlardı. Hikmeti sorulunca da, (Bana bir bardak çay vermişti, onun bana iyiliği var) derlerdi. İşte İslamiyet, işte insanlık budur. Bu dinde nankörlük yoktur. Bir bardak çay için senelerce dua edilir mi? Evet edilir. Çünkü Allah bundan razıdır.
Bir ananın, bir babanın hakkı nasıl ödenir ki, bizim için uykusuz kalan, sağlığını, malını mülkünü feda eden kimseye teşekkür etmemek, onların duasını almamak, akıl alacak iş değildir, büyük nasipsizliktir.
Her işin başında büyüklerin duası alınması gerekir. Başta büyüklerimiz olmak üzere herkesin duasını alalım, hiç kimsenin kalbini kırmayalım. İster Müslüman olsun, ister kâfir olsun, ister inansın, ister inanmasın, ister fâsık olsun, ister evliya olsun, yani kim olursa olsun, kalb kırmayalım; çünkü yüce Allah, yarattığı bu kâinatta, bu mahlûklar arasında, kendisine en yakın olarak kalbi yaratmıştır. Komşuyu üzersek, yandaki sıkılır. Şimdi iki ev yan yana düşünelim, birinde feryat var. Yanındakinin bundan rahatsız olmaması mümkün değil. İşte kalb, Allah’ın komşusudur. Bunları, İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat-ı şerifinde bildiriyor. Eğer bir insanın kalbini kırarsak, o komşuyu darıltmış oluruz. O halde, biz kırılalım; ama bir Müslümanın, bir insanın kalbini kırmayalım; çünkü kalb kırmak, yetmiş kere Kâbe’yi yıkmaktan büyük günahtır.
Duanın kabul olması için
Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Duanın kabul edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Gereken şartlara riayet etmeden duanın kabul edilmesini beklemek uygun olmaz.
Önce çalışmak, sonra dua dinin esası!
Kabul edilir ancak, çalışanın duası!
Duanın kabul edilmesi için gereken şartlardan bir kısmı şöyle:
1- Haram lokmadan sakınmalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Haramdan sakının! Midesine haram lokma girenin kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]
Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki: Ya Resulallah, dua buyur da, Allahü teâlâ, benim her duamı kabul etsin! Cevabında buyurdu ki:
(Duanızın kabul olması için helal lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?) [Şir’a]
Yine buyurdu ki:
(Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helalden olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz.) [Tergibüs-salât]
2- İtikadı düzgün olmalıdır.
Bid’at ehlinin duaları kabul olmaz. Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)
Âyet-i kerimenin, duanın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın itikadının düzgün olması, Allah rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.
3- Uyanık kalble ve kabul edileceğine inanarak dua etmelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâya, kabul edileceğine tam inanarak dua ediniz! Biliniz ki, Allahü teâlâ gafil bir kalb ile yapılan duayı kabul etmez.) [Şir’a]
4- Dualarım niçin kabul olmuyor dememelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]
İstenilen şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını göstermez. Onun için duaya devam etmelidir! Duanın kabulünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin dua edince, Allahü teâlâ, Cebraile, "Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!" Facir, [günahkâr] dua edince de "Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir" buyurur.) [İbni Neccar]
Şu halde, duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir.
5- Bela gelmeden önce çok dua etmelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen, refah zamanında çok dua etsin!) [Tirmizi]
Ebu İshak hazretlerinden dua istediler. Dua etti. Duasının kabul edildiğini gören bir talebesi, (Efendim, bu duayı bana da öğretin, ihtiyaç halinde ben de edeyim) dedi. Buyurdu ki: (Duamın kabul edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar, ettiğim dualar ve haram lokmadan sakınmamdır.)
6- Duaya hamd ve salevatla başlamalıdır.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ey namaz kılan, acele ettin. Namaz kıldıktan sonra dua ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et!) [Tirmizi]
7- Yalvararak dua etmelidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gafil olan kalb ile yapılan dua makbul değildir.) [Tirmizi]
8- Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]
9- Günah işlemeyen dil ile dua etmelidir.
Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. [Tergibüs-salât]
10- İsm-i a’zam ve esma-i hüsna ile dua etmelidir.
Duanın kabul olması için bazı incelikler
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki;
Şam’da müthiş bir kuraklık olmuş, kıtlık olmuş. İnsanların da duaları kabul olmuyor. Orada bir köyde yaşayan çok ihtiyar, mübarek bir zat varmış. Ona gelmişler. Demişler ki, hocam ölüyoruz bitiyoruz, ne olur sen de gel de yağmur duasına çıkalım. Hay hay demiş. Çıkmışlar sahraya. Hadi hoca dua et! Yok demiş, birden dua olur mu? Evvela dua etmenin şartlarını bulacağız. Şartlarına uyacağız, sonra isteyeceğiz. Allah Allah. Buyurun efendim.
Şimdi benim söylediklerimi söyleyin bakalım. Önce bana doğruyu söyleyin. Bir; Allah bir belayı, bir cezayı günah işleyenlere verir, asilere verir. Şimdi hepiniz itiraf edin. Ya Rabbi, ya Rabbi! Biz günahkârız, biz günahı çok işledik. Ya Rabbi, ya Rabbi! Biz pişman olduk. Ya Rabbi! vallahi tövbe ettik, affet bizi Ya Rabbi. Dedikten sonra, mübarek diyor ki, sıra bende şimdi.
O, bu sefer elini açıyor; Allahım diyor, Kuran-ı kerimde buyuruyorsun ki, (İman ederseniz, doğruyu söylerseniz duanızı kabul ederim.) İman ederseniz, doğru konuşursanız duanızı kabul ederim. Ya Rabbi biz iman ettik, Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resuluh. Sahra inliyor. Ya Rabbi itiraf ettik, günahkârız ama pişman olduk, tövbe ettik. Vallahi doğru. Derken, karabulutlar geldi, millet daha ağzını kapatmadan yağmur bir başladı. Millet ıslanmamak için sağa sola kaçtılar.
Ebul Hasan-ı Harkanî hazretleri, sefere çıkan talebelerine, (Sıkışınca benden yardım isteyin) buyurur. Yolda talebelerini eşkıya yakalar. Kurtulmak için Allahü teâlâya dua ederlerse de kurtulamazlar. Bir talebe, (Yâ Ebel Hasan, imdat!) der. O talebeyi eşkıya göremez. Diğerlerinin neleri varsa alırlar. Sefer dönüşü hocalarına, (Biz Allah’tan yardım istediğimiz hâlde soyulduk, fakat şu arkadaşımız sizden yardım isteyince kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?) derler. O da, (Allahü teâlâ, günahkâr kimselerin duasını kabul etmez. Arkadaşınız, benden yardım isteyince, onun duasını Allahü teâlâ bana duyurdu. Ben de, “Yâ Rabbî, bu talebemi kurtar!” dedim. Allahü teâlâ da kurtardı. Ben sadece vasıta oldum, dua ettim. Kurtaran Rabbîmizdi) diye cevap verir.
Mazhar-ı Can-ı Canan hazretleri buyuruyorlar ki, (benim elhamdülillah hiçbir duam bugüne kadar ret olmamıştır. Yaptığım bütün dualarımı Allah kabul etmiştir. Çünkü hep hocamı vesile ederek yaptım duayı. Kendimi çektim kenara, dedim sen çekil kenara, hocama havale ettim işi.)
Bir mümini sevindirmedikten sonra, yapılan dua kabul olmuyor, illa bir müminin sevinmesi lazım. Bir çocuk hastalanmış, gelmişler bir hoca efendiye, okur musunuz diye. Zaten bir cübbesi var, başka da bir şeyi yok. Hava da soğuk. Çıkarmış onu, demiş ki, bunu bir fakire verin gelin. Gözü görmeyen bir fakir varmış, verip gelmişler. Açmış ellerini dua etmiş ve çocuk iyileşmiş. Hocam demişler ne hikmeti var? Demiş bir mümin sevinmezse dua kabul olmaz. Verecek bir şeyim yoktu, bir tek cübbem vardı, onu da verdim. O sevindi, ondan sonra Cenab-ı Hak duamızı kabul etti. O halde Rabbimizin rızası kulunun rızasından geçiyor.
Bir sarhoş, meyhaneden çıkmış, sallana sallana sallana evine gidiyor ama ha düştüm ha düşecek. Derken orada bir çocuk oturuyormuş. O çocuğun başına eli değmiş. Düşmemek için, sevmek için değil. Düşmemek için. Düşmeyince de aferin sana demiş, bir de çocuğu biraz sevmiş. Eve gitmiş ölmüş. Meğer o başını tuttuğu çocuk yetim bir çocuğuymuş. Sarhoşken rastgele tuttuğu halde Allahü teala affetmiş bir yetimin başını okşadı diye. Yani hidayet geldi mi kardeşim o halde de geliyor. Dolayısıyla böyle bir yetim çocuğu sevindirmek, onun duasını ve gönlünü almakta kaç bin türlü ayrıca ecir var.
Kaynaklar: Tam İlmihal Seâdet-i Ebediyye, dinimizislam.com sitesi (hikmet ehli zâtlar başlığı)