Hoşgeldiniz

Heves, Heyecan, Hareket, Himmet

Niyetini Düzeltmek, Düzgün Niyet Sahibi Olmak

Geri

Niyetini düzeltmek, düzgün niyet sahibi olmak

 

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki;

Her yüz senede bir dünyanın nüfusu değişir, yani yaşayanlar ölür, yenileri dünyaya gelir. Yüz senede bir, cemiyet yok olur yani değişir. Bir zamanlar başkalarının malı olan şeyleri şimdi biz kullanıyoruz, bizden sonra da başkaları kullanacak.

Katarda olan, gemide olan, uçakta olan ne ise biz oyuz! Çünkü dünya dönüyor demek hareket demektir. Hareket demek bir yere gitmek demektir. Çünkü durmuyor ki devamlı suretle ömür bir yere gidiyor. Bu katarda vakti saati gelenler iniyor gidenler biniyor. Her gün ölenler var her gün doğanlar var. Bu katarda olanlar ister saltanatla yaşasınlar ister üzüntüyle yaşasınlar ne fark eder? Yolcuya siz bütün saltanatı verseniz yolcunun bir şeyi değişecek mi? Ancak saltanat kalana layıktır. Kalıcı olana layıktır. Kalmalıdır da. Bu dünyada bir şey kalmıyor ki. Ne şehirler kurulmuş ne memleketler alt üst olmuş ne sevgililer perişan olmuş, neye yaradı? Kalıcı olana (talip olmak) lazımdır. Anne karnındaki çocuk doğmak içindir. Anne karnında yaşamak için değil! Dünyaya gelen çocuk; insan da ölmek için yaratılmıştır. Kalıcı değil!

İnsan niçin yaratıldı? Allahü teâlâ insanları niye yarattı? Her zaman kendimize, (Dünyaya niçin geldik, geliş gayemiz nedir?) diye sormak gerekir. Yaratılış gayesini bilmeyen insan, hep sıkıntı içinde olur.

Hepimiz Allah’ın kullarıyız. O, kullarına ne isterse yapar. O ne isterse, yapmak mecburiyetindeyiz. Ne yaparsak yapalım, Onun rızası için yapmamız gerekir. Hac Onun için, namaz Onun için, hediyeleşmek Onun için, para Onun için, yani her şey Onun için olmalı. Eğer Onun için değil de başkası içinse, felaket olur.

Her şey niyetle kaim. Her şey niyete bağlı. Niyetsiz hiçbir şey olmaz. Hiç kimse levhalara bakmadan otobanlara yanlış girse ve ömür boyunca gitse, bir yere varamaz, arzu ettiği yerin yanından geçemez. Onun için niyet yol levhası gibidir. Yol levhası sizi arzu ettiğiniz yere götürür. Yoksa, sizi yol levhası bir yere götürmeye mecbur değildir. Siz bakıyorsunuz. Tercihinizi yapıp gidiyorsunuz. İşte niyet de öyle. İyi niyetle yaptığımız her iş bizim için sevaptır. Kötü niyetle yaptığımız her şey günahtır. Niyetsiz yapılan da ha var, ha yok. Öyle şey olmaz zaten. Senin niyetin ağzınla olmasa bile, mutlaka kalbinden bir istikametin vardır. Olmaz başka türlü, çünkü.

Ahirete gittiğimiz zaman, bizler için en zor sual, (Niçin?) suali olacaktır; çünkü kalbleri bilen Allahü teâlâdır. Şeklen yani zahiren her şey tamam olsa bile, kalbi Allah bilir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Allahü teâlâ, sizin şeklinize, görünüşünüze, kılık kıyafetinize, yaptığınız işe ve mallarınıza değil, kalblerinize yani o işleri ne niyetle yaptığınıza bakar.)

Kalbdeki niyet, daima (Niçin?) sorusunun cevabını vermek zorundadır. Bunun iki cevabı var: Ya Allah için veya bir menfaat için yani nefsi için. Para kazanıyoruz. Niçin? Ya şöhret için, ya iftihar etmek için veya Allah için. Namaz kılıyoruz. Niçin? Ya Allah için kılıyoruz veya başkaları bizi takdir etsin diye kılıyoruz. Allah muhafaza etsin!

Yani şunu bilelim ki, ahirete gittiğimiz zaman, niçin sorusunun karşılığını Allahü teâlâ bizden daha iyi biliyor. Kendisine ait olanları kabul edecek. Diğerleriyse atılacak. (Niçin?) sualine iyi hazırlanalım. (Niçin?) sorusunun karşılığı en iyi şekilde, ihlâsla diyerek verilebilir. Yani Allah için konuşmak, Allah için dinlemek, Allah için kazanmak, Allah için vermek…

Peygamber efendimiz, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruyor. Ölünce herkes pişmanlık duyacak. Pişmanlığı az olana ne mutlu! Çünkü müminin, işlediği amellerin sevabından mahrum kalması, en büyük kayıptır. Mesela davet edildiği yemeğe sadece karın doyurmak için giden sevab alamaz, fakat mümin kardeşinin davetine icabet etmenin sünnet olduğunu düşünerek giden, çok sevab kazanır. Onu sevindirmek, ikram ettiği helal rızıkları yiyip, bunlardan hâsıl olacak kuvvetle ibadet etmek gibi başka niyetler de olursa, her niyet için ayrı sevab kazanılır. Müminin hayat boyunca kazandığı kâr veya zarar [sevab veya günah], niyetinin hâlis olup olmadığına bağlıdır.

Bütün insanları perişan ve helak eden iki şey, servet ve şöhrettir. Herhangi bir iş, şöhret için yapılırsa, büyük felakettir. Allah’ın dinine ve kullarına hizmet niyetiyle yapılırsa saadet olur. Servet de, iyi niyetle elde edilmezse felakete sebep olur.

Dünyada iki gram altın için, iki ton toprak elenir. Âhirette de böyledir. Niyet, altın gibidir. Çok olmasa da, amel ihlâslı olmalı. Çünkü amellerdeki niyete bakılır. Allah için olanlar alınır, diğerleri atılır.

Bir bakraç yoğurt

Kanuni Sultan Süleyman Han, kendi parasıyla Süleymaniye adını verdiği camiyi yaptırdı. Cami bitince namazlar kılındı. Sultan, hayırlı bir iş yaptığı için çok sevindi. (İnşallah çok sevab kazandım) diye düşündü. O gece bir rüya gördü. Terazinin bir kefesinde Süleymaniye Camii, diğerinde ise bir bakraç yoğurt vardı. Sevab olarak, yoğurt tarafı daha ağır geliyordu. Uyanınca merak etti, rüyasını Ebussuud Efendiye anlattı, (Hocam hayırdır inşallah, bu rüyanın tabiri nedir?) diye sordu. O da, (Bir araştırayım) dedi. Gidip inşaatta çalışan işçilere sordu. Bir ihtiyar ninenin, çok sıcak bir günde soğuk bir bakraç yoğurt getirip, (Başka bir şeyim yok, Allah rızası için alın, ayran yapıp için) dediğini söylediler. Ebussuud Efendi, sultanın yanına gidip durumu anlattı. Sultan, ihtiyar kadının hâlis niyetine gıpta etti.

Bu yüzden niyet çok önemlidir. Küçük bir şey bile, hâlis niyetle yani Allah rızası için yapılırsa, dağlar kadar hayırdan daha üstün olur. Mesela bir talebe, dinini öğrenmeye ve dine hizmet etmeye, Müslümanlara ve insanlara faydalı olmaya niyet ederek okuluna giderse, her nefesi zikir olur. Bunun gibi, hâlis niyetle yapılan bütün dünya çalışmaları âhiret olur.

Hazret-i Ebu Bekirin niyeti

[Menâkıb-ı Çihar Yâr-ı Güzîn Yirmisekizinci Menâkıb] Hazret-i Fahr-i âlem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” bir gün mescid-i şerifinde, Eshab-ı güzîn arasında, oturuyordu. Hazret-i Cebrail aleyhisselam geldi. Sultan-ı Enbiyâ hazretlerine buyurdular ki, Ebu Bekrin bir saat ibadeti yetmiş yıllık ibadet yerini tutar. Hazret-i Resul-i ekrem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” bunlara cevap vermeyip, hazret-i Bilale emretti ki var, Ebu Bekri davet eyle. Hazret-i Bilâl, emri taat kabul edip, Ebu Bekrin kapısını çaldı. Dedi ki, Ebu Bekr hazretlerini Sultan-ı kevneyn “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” çağırır. Hemen o saat hazret-i Ebu Bekr “radıyallahü anh” yerinden kalkıp, Server-i kâinâtın bulunduğu yere gitdi. Sultan-ı kâinât karşılayıp, Ebu Bekr hazretlerini yanına aldı. Sonra sual eyledi ki, yâ Sıddîk, hâlâ ne amel üzerinde idin. Cevap verdiler ki, yâ Habiballah! Hatırıma şöyle geldi ki, Hak Sübhânehü ve teâlâ iki ev halk etti. Birinin adı Cennet ve birinin adı Cehennem. Elbette takdîr yerini bulup, ikisini de dolduracaktır. Birini yaramaz kulları ile, birini salih kulları ile. Yâ Resulallah! Dedim ki, yâ Rabbî! Bu za’îf kulunun bedenini büyültüp, Cehenneme koy ki, benim bedenim ile Cehennem dolsun. Senin emrin yerini bulsun. Bütün âlem, Cehennem korkusundan halâs olsun. Ondan sonra Eshab-ı güzîn hazret-i Ebu Bekrin böyle duasına ve yüksek himmetlerine hayrân olup, cümlesi hayr dua Ettiler “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmain”.

Her iş niyetine göredir

[dinimizislam.com] Bir sultan, savaş için, muazzam bir ordu hazırlar. Tepeye çıkıp, ordunun olduğu vadiye bakar. (Yâ Rabbî, bu ordumla beraber Peygamber efendimizin zamanında yaşasaydım da, Onun emrinde savaşa katılsaydım) diye içinden geçirir. Aradan zaman geçer, sultan vefat eder. Kıyamette, sadece bu niyetinin hürmetine Allahü teâlâ onu affedip Cennete koyar. Çünkü sevdiklerine o kadar yüksek kıymetler vermiş ki, kul bir şey yapamasa bile, kendi rızası için olan böyle ufacık bir niyeti, her şeyden çok daha kıymetli kabul ediyor.

Dinimizde, ibadetlerde niyetin önemi büyüktür. Birkaç örnek verelim:

1- Su içerken içki içiyormuş gibi bardakları tokuşturmak günahtır. Çünkü fâsıklara benzemek olur. Bir hadis-i şerif:

(Suyu alkollü içki içenler gibi içmek haramdır.) [Redd-ül Muhtar] (Mubah olan suyu içiyor, ama niyeti onu haram hâle getiriyor.)

2- Bir kimse, komşusuna emanet olarak bıraktığı malı, komşunun zannederek çalsa, kendi malını aldığı hâlde, hırsızlık günahına girer. Niyeti onu harama sokmuş oluyor.

3- Cünüp biri, cünüplükten temizlenmeye niyet etmeden, denize dalıp çıksa, Hanefî’ye göre cünüplükten temizlenmiş olursa da, farz sevabı almış olmaz. Yapılan iş aynı, niyetsiz yapıldığı için farz sevabı alamıyor. Mâlikî'de ve Şâfiî'de ise niyet farz olduğu için gusletmiş sayılmaz.

4- Cünüp biri, elini toprağa sürerek teyemmüm etse, niyet etmezse cünüplükten temizlenmiş olmaz. Teyemmümde niyet farzdır. Niyetsiz de elini toprağa sürüyor, niyet ederek de sürüyor. Yani yapılan iş aynıdır, ama niyetli yaparsa temizlenmiş oluyor, niyetsiz yapılınca, temizlenmiş olmuyor

5- Beşeri kanunlarda bile, aynı kaide geçerlidir. Mesela, biri öldürmek kastıyla kurşun atsa, fakat kurşun isabet etmese veya sadece yaralasa, yine öldürmüş gibi cezaya çarptırılır. Tersine, korkutmak niyetiyle havaya kurşun atarken, kurşun gelip o kişiyi öldürse, kasıt olmadığı için cezası aynı olmaz. Yapılan iş aynı, fakat niyet onun hükmünü değiştiriyor.

6- Kurt zannedilerek ormandaki bir karaltıya ateş edilse, sonradan o karaltının bir insan olduğu anlaşılsa, kasıt olmadığı için sadece ihmal cezası verilir. Kasten öldürseydi, cezası ağır olurdu. Yapılan iş aynı, ama niyetle hüküm değişiyor.

7- Bir kimse, niyet etmeden, namazda yapılan hareketleri yapsa, okunacak dua ve sûreleri okusa, namaz kılmış olmaz. Namaza niyet etmiş olması farzdır. Yapılan hareketler ve okunanların hepsi aynı olmasına rağmen niyet olmadığı için namaz kılmış sayılmaz.

 

İyi niyetle günah işlemek

[Tam İlmihal] Günahlar, niyetsiz veya iyi niyet ederek işlenirse, günah olmaktan çıkmaz. (Ameller, niyete göre iyi veya kötü olur) hadis-i şerifi, taatlara ve mübahlara niyete göre sevab verileceğini bildirmektedir. Bir kimse, birinin gönlünü almak için başkasını incitse veya başkasının malı ile sadaka verse, yahut haram para ile mekteb, cami yaptırsa, bunlara sevab verilmez. Bunlara sevab beklemek, cahillik olur. Zulüm, günah, iyi niyet ile işlenirse, yine günah olur. Böyle işleri yapmamak sevabdır. Bilerek yaparsa, büyük günah olur. Günah olduğunu bilmiyerek yaparsa, müslümanların çoğunun bildiği şeyleri onun bilmemesi, öğrenmemesi de günah olur.

 

Aynı işi yaparken daha fazla sevap kazanma formülü

[Tam İlmihal] Güzel niyetlerle taatın sevabı artdırılır. Mesela, camide oturmak, taattır. Mescidin, Allahü teâlânın evi olduğunu düşünerek, Allahü teâlânın evini ziyâreti de niyet ederse, sevabı daha çok olur. Namaz kılmağı beklemek için de niyet ederse ve dışarda gözü, kulağı günah işlemesin diye de ve mescitte itikaf ederek ahireti düşünmeği de, mescitte, Allahü teâlânın adını zikir etmeği de, orada emr-i maruf ve nehy-i münker etmeği, yani vaaz etmeği de, vaaz dinlemeği de, yahut Allahü teâlâdan hayâ ederek edepli olmağı da niyet ederse, her niyeti için ayrı sevablara kavuşur. Her taatda böyle çeşitli niyetler ve sevablar da vardır.

 

Mübah işlerde de niyeti ihmal etmemeli

[Tam İlmihal] Her mübah, iyi niyet ile yapılınca taat olur. Kötü niyet ile yapılınca, günah olur. Koku sürünen, iyi giyinen kimse, dünya lezzeti için veya gösteriş yapmak, öğünmek için veya kendini kıymetlendirmek için, yahut yabancı kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günah işlemiş olur. Dünya lezzetini tatmak için olan niyetine azap verilmez ise de, ahiret nimetlerinin azalmasına sebep olur. Başka niyetleri için azap görür. Bu kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, câmi’e saygı için, camide yanına oturan müslümanları incitmemek için, temiz olmak için, sıhhatli olmak için, islamın vakârını, şerefini korumak için niyet edince, her niyeti için ayrı sevablar kazanır. Bazı âlimler buyuruyor ki, her mübah işde, hatta yimede, içmede, uyumada ve halâya girmekte bile iyi niyet etmeği unutmamalıdır. İnsan, mübah bir işe başlarken, niyetine dikkat etmelidir. Niyeti iyi ise, o işi yapmalıdır. Niyeti, yalnız Allahü teâlâ için olmazsa, yapmamalıdır. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, sizin suretlerinize, mallarınıza, bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar) buyuruldu. Yani, Allahü teâlâ, insanın yeni, temiz elbisesine, hayrat ve hasenatına, malına, rütbesine bakarak sevab ve ikram vermez. Bunları ne düşünce ile, ne niyet ile yaptığına bakarak, sevab veya azap verir.

 

Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır

Sual: Hadiste, (Müminin niyeti, amelinden hayırlıdır) buyuruluyor. Amelle iyi veya kötü bir iş yapılıyor, ama niyetle hiçbir iş yapılmadığı hâlde neden niyet daha faziletlidir?

CEVAP

Hadis-i şerifteki (Müminin niyeti) ifadesi, (Müminin iyi niyeti) demektir. Amelden kasıt da, faydalı ameldir, ibadettir.

Mümin, iyi şeyler düşünebilir, ama her düşündüğünü yapabilecek durumu olmaz. İyi şeyler yapması az, iyi şeyler düşünmesi çok olur. Mesela, sırf sevab kazanmak için değil de, halis niyetle, gerçekten, olsa vereceğini düşünerek, (Dağlar kadar altınım olsaydı, bütün fakirlere bir ev yapardım) dese, bu halis niyetinden dolayı sanki ev yapmış gibi sevaba kavuşur.

Sırf iyi niyetle sevap kazanmak

İslam âlimleri, (Nice küçük ameller vardır ki, niyetler onları büyütür, nice büyük ameller vardır ki, niyetleri onları küçültür) buyuruyor. Eski ümmetler zamanında çok acıkan biri, (Şu kum tepeleri buğday olsa, bütün fakirlere dağıtırdım) diye düşünür. Allahü teâlâ zamanın Peygamberine şöyle vahyeder:

(Ona de ki, Allahü teâlâ senin halis niyetini kabul etti, o kadar buğdayı sadaka vermiş gibi sana sevap yazdı.) [İhya]

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Kulun amelleri mühürlü zarflarla Allah’a arz edilir. Allahü teâlâ, “Şu zarfları atın, çünkü bu amellerde benim rızam kastedilmedi. Şu amelleri de ona yazın” buyurur. Melekler, “Ya rabbi bu kul, o amellerin hiç birini işlemedi” derler. Allahü teâlâ, “Evet yapmadı ama, yapmaya niyet etti. Yapmış gibi sevaba kavuştu” buyurur.) [Dare Kutni]

(Her kim ki iyi bir işi işlemeye niyet eder de onu yapmazsa, Allahü teâlâ onu tam bir iyilik olarak yazar. Niyet eder ve yaparsa, on mislinden yediyüz misline kadar, hatta daha fazla bile yazar. Kötü bir işe niyet edip, de, yapmayana tam bir hasene [iyilik] sevabı, niyet edip yapana ise bir günah olarak yazar.) [Buhari]

(Savaşılmadığı halde bile Allah yolunda harp sahasında durmak; göz açıp yumuncaya kadar bile Allahü teâlâya isyan edilmeden yapılmış altmış senelik ibadetten efdaldir.) [İ.Neccar]

(Evinden namaz kılmak için çıkan namazdadır. Namaza yetişemese de.) [Hakim]

(En üstün amel, iyi niyetli olmaktır.) [Hakim]

(Niyeti güzel olan Müslüman Cennete gider.) [Deylemi]

(Allahü teâlânın rızası gözetilmeden sevap kazanılmaz. Niyetsiz hiçbir amel olmaz.) [Deylemi]

(Gece ibadete niyet edip yattıktan sonra, sabaha kadar uyuyup kalana, niyeti sebebi ile gece ibadet etmiş gibi sevap yazılır, uykusu da kendisine sadaka olur.) [Nesai, İbni Mace]

 

Kaynak:

Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye, Menâkıb-ı Çihâr Yâr-ı Güzîn, Dinimizislam.com sitesi.